Zamanlama
Her zaman en önemli şey buydu. Zamanı yakalama, ol denildiğinde olma. Çocukken bir kaç milyon kişiyle gireceğim sınavda dedeme kadar herkesi endişelendiren kendime has yavaşlığımdı. Ben acele etmezdim, soruyu 33 snde okuyup cevaplamak için kendimi zorlamazdım. Bu zamana kadar olumsuz etkilerini görmedim. Ya da görmedim sandım. Dönüp baktığımdaysa, her şey için geç kalmışım. Ağzımdan çıkan her soru, her cevap, istediğim veya nefret ettiğim herşey için geç. Belki bugün bir yerde okuduğum gibi geç yapmak önemli değil sadece daha iyi yapmak önemlidir. Ama eleştirel bir gözle kendime baktığımda ne google oldum, ne facebook...
Sıkıcı bir sıradışılık...
Zamanında oyunu bırakmak, eğlenceyi, insanları, işleri ...
Zamanında sev beni, tut beni, seç beni demek. Zamanında...
Zamanlamada hep çok kötü oldum. Hep geç...
Soruları hep geç yanıtladım. Bazen o kadar geç olmuştu ki yanıtları vermek için cevap yerine boşlukta bir ses oldu söylediğim şeyler. Yankısı bile kalmamıştı soruların.
Pişmanlık duymuyorum yaptığım, söylediğim şeylerden, haksızlık edemiyorum anlarıma. Kızgın kalamıyorum hiç kimseye ya da kötü dileklerim olamıyor. Komik ama bırakamıyorum hissettiklerimi. Sanki sonsuzda bir penpen anları müzesi var her biri orada bekliyor. Evlerini çöp ev haline getiren insanlar gibi bende anlarımı içimde yer kalmayana kadar biriktiriyorum. Belki kendi ölümümü bu şekilde tahayyül etmemin nedeni budur. Belkide somut bir birikim olmayacak ama o kadar birikmiş olacak ki her şey o kadar tutup atamayacağım ki her şeyi kendi içimde nefessiz kalacağım.
Zamanlamayı hiç beceremeyeceğim o yüzden şimdiden geç kalacağım her şey için ;
Artık eve gidiyorum.
Oyunu bırakıyorum.
Sınavı, projeyi yetiştiriyorum.
İşi bırakıyorum.
Seni seviyorum.
Beni seçmeni istiyorum.
Şu an yanımda olmana ihtiyacım var.
Bisiklete binmeyi öğrenmek istiyorum.
Seni görmek istiyorum.
Benim ol.