30 Nisan 2015 Perşembe

Protez kabuklu kara kaplumbağası




          Yolda sürükleniyorum. Hızla geçen bir araba bana yeni çarpmış gibi. Kabuğum kırılmışta iç organlarımı parçalıyor, bir kara kaplumbağası gibi. Etraftan görenler gelip sarmaya çalışıyor, yetmez işler yapıyorlar. Belki iyileştirme amaçlı değil bu sargılar, bu yara bantları. Öldüğümü herkes biliyor da belki görmek istemiyorlar. İğrenç görünmemem koşuluyla ölebilebilirim çünkü. Kanayarak yürüyorum. Kanamayı durduramaz ki hiç bir sargı. Bana gereken bir ameliyat bir operasyon. Bir enjeksiyon, bir antibiyotik, 2 doz adrenalin, 200lük bir elektroşok belli ki. Bana gerekmez kabuğumun iyileşmesi... bana gereken bir protez kabuk iyi bir veterinerin marifeti.

26 Nisan 2015 Pazar

lost things-1

 


...
           Sürekli surette elleri üzerimdeydi.Parmakları mevcudiyetimi arşınlarken sevildiğimi hissediyordum. Çok konuşurduk ama birbirimizi dinlerdikte. Tüm hakaretlerini de duymuştum, tüm edepsizliklerini de, bana ayıp şeyler bile fısıldardı bazen.Gece birlikte uyumaya iyice alışmıştık. Her sabah ben uyandırıyordum onu. Gerçi elinin tersiyle çok iterdi ama uyandırdığım için de mutlu olurdu. Biliyordum beni seviyordu. Ben de onu... Derken bir gün son başladı. Yavaşlamış mıydım ona yetişemiyor muydum? Sürekli şikayet ediyordu. Bir iki kez sert bile davrandı bana. Hem de herkesin içinde...Bunu haketmediğimi düşünüyordum. Daha da içime kapanıyordum. Yanından hiç ayırmazken birden beni burada terkediverdi. Terketmedi de unuttu belki. Ama çok da çalmamıştım. Beni kaybettiğine çok üzülmemiş miydi. Pilim bitene kadar bekledim. Aramadı beni bu metro istasyonundan almadı. Sonum kayıp eşya bürosu olmamalıydı.

...



22 Nisan 2015 Çarşamba

my judas

       
   
            Bahçemde oturuyordum. Öylesine... Boyumun yetmediği meyve ağaçlarının altında... Bahçem benden beslenirdi. Bildiğim her şey bir meyveydi. Bir hırsız gibi girip bahçeme, en güzel ağacımdan en güzel meyvemi kopartıp yediğinde, beni bildin sende. Yahuda'm ihanet et bana dedim. Dirilebilmem için ölmem gerek, Öldür beni dedim. Beni bilirdin sen de. Kahraman olmaktan korkmazdın. Bir çarmıhın ucunda cılk yaralarla göklere yükseldiğimde üzüldün, biliyorum. İzledin mi beni ölürken? Sonunu biliyordun aksiyonlarının ama yine de böyle mi hayal etmiştin? Beni bildin ya sen; ölürken ne denli zorlandığımı da bildin mi? Tüm dünya, benim dünyam senden nefret ederken üzüldün mü? Ben yücelirken seni lanetlemekti en çok canımı yakan. Kader mızrağı değil senin darağacındı benim kefaretim. Benim etimde, kanımda sensin. Bana şefkatlerin en büyüğünü beni öldürerek gösterdin. Benim tatlı Yahudam, sevgilim, göğümdeki yıldızların en parlağı bil ki gökler durdukça bir ihtimalimiz var. O ihtimal ki en karanlık geceme ışık tutar...

11 Nisan 2015 Cumartesi

Belki yaz geçer

Dünyanın bir ucunda türkçe bilinmeyen bir yerden derlendi bu yapraklar. Hiç yazılmayacak bir kitaba veya asla gerçekleştirilmeyecek bir hayale doğru...
Umut etmekten vazgeçerim ya hani bazı bazı... Dönüp bakıyorum geçen hafta çok uzak geliyor. Sanki yıl geçmiş aradan, sonra bir fotoğrafa tutunup yılların üzerinden sekiyorum. Annemin gençliğine varıp o aktöre aşık oluyorum onunla, birlikte içtiğimiz sigaralar var... Babamla itü maçka kampüsünün çatı katında mahsur kalıyoruz. Kapımızda eli sopalı milliyetçiler, hemen kaçıp 1 lira veriyoruz, yürüyerek geçiyoruz köprüyü... Nazlıyla tüm kavgalarımızı baştan yapıp kırılmadık neyimiz varsa yine kırıp yine barışıyoruz. Çocukluğumu alıyorum sonra kucağıma, oturtuyorum. Diyorum ki olman gerektiği gibisin, kendini hırpalama. 16 yaşında bilmediğin birşey öğreneceksin ve güvenin zedelenecek . Affet ve unut. Kimseyi suçlama, insan ilişkilerini zedeleme. Ve kendini benim seni sevdiğim kadar sev minik. Hiç yazılmayacak bir kitabın ön sözüydü bu defter, yapamadığım tüm şeylere sevgiyle...

7 Nisan 2015 Salı

Söz ilk gelecek uzay mekiğine binip gideceğim; dünya istila edilemeyecek kadar kötü.

         


           Uzun zamandır yoksun. Kısa hikayeler mi yazmadım, kafamı meşgul etsin diye deliler gibi çalıştım, eşşekler gibi yemek yedim, kilo aldım, Hiç bir anlam vaadetmezken nasıl bu denli anlamlı oldun. Bir çeşit nekrofili belki de bu... Varlığın incir çekirdeğini bile doldurmazken yokluğun içimi boşalttı. Beni tanımsız ve sıradan yaptı. Sanki hayatın amacından uzaklaştım ve belki de normal bir insan oldum. Sıradan ve mat. Hiç bir şey üzemiyor beni, hiç bir şey eğlendiremiyor, hiç bir şey üzerinde yeterince dikkatimi toplayamıyorum. Sanki hayata karşı açlığımı alıp götürdün. Tek yapmak istediğim durmak oldu. Durmak işte amaçsızca. Ne bir beklentim kaldı ne de hedefim. Haksızlık bu, kaba ve kötüsün. Bu gerçekten haksızlık bana beni, ben olduğunu düşündüğüm şeyi geri vermelisin. Daha fazla yazmayacağım. Bu konuyla ilgili son yazım. Daha fazla düşünmeyeceğim. Bu seninle ilgili son anım. Daha fazla özlemeyeceğim. Çünkü ben gidiyorum. Durmak çok yorucu ve evime dönmek istiyorum. Uzay mekiğim gelmek üzere artık onu bekliyorum.

2 Nisan 2015 Perşembe

Let them bleed.

Isırırken acıtmasın diye ekmeğin kenarlarını kesersin.bu düşünceli bir davranmaktır. Kendi kafanda anıların arasında gezerken nezaketen kötüleri unutursun.bu düşünceli olmaktır. Bu savunma mekanizmasıdır. Alınması gereken kararların üzerine uyursun, canını yakan şeyleri sonralarsın. Herkes umursamadığını, çok düşünmediğini zanneder. Endişe toplarına çarpmamaya gayret
ederken umursamaz olursun. Kayalara otururken gemilerin gülümsersin. Çünkü sen ekmeklerin kenarını kesmeden servis etmezsin. Hayatı törpülemeden yaşamazsın.