30 Mayıs 2014 Cuma

43R

        

        Ölmek kadar garip birşey yok.Ölmek bir insanın başına gelen en ilginç şey belki de hayatta.Hatta hayatta başına gelemez insanın çünkü ya ölmüşsündür ve hayatta değilsindir ya da yaşıyorsundur.Arası yok.Biraz ölü olamazsın biraz kuru olamayacağın gibi.Güzel çizgileri var yaşamak ve ölmenin;keskin ve seksi. Şu an önümde duran çocuktan çok farklı...
Bir anadoluluk var suratında. Yaşlanınca tıpkı babasına benzeyecek; minik bir emekli göbeği olacak, biraz hımbıl ve şu anda çok net kullanabildiği teknolojiden bihaber olacak.Büyük ihtimalle iki çocuğu olacak biriyle sürekli kavga edecek, biri babasının kıymetlisi olacak.Omuzlarında on sene sonra o çocuğu gezdirecek.Sırt çantası olmayacak.Sevgili eşide tıpkı kendi gibi silik olacak.Evlenmeden önce bariz güzel olan vucudu evlendikten bir sene sonra aldığı 8 kiloyla dengesiz bir şekilde büyüyecek ve her Türk kızının düştüğü hataya düşüp esmer olan sevgili eş saçlarına sarı röfleler attıracak.Bu bayağılıklarla dolu bir 40-45 sene sonunda içlerinden biri -tercihen karşımdaki çocuk- ölecek birden.Kalbi atmayacak vucudu tamamen soğuyacak ve gerçekten kör, sağır ve dilsiz olacak.Çok ilginç onda kaybolan şeylerden o kadar korkacağız ki, onu gömüp tamamen kaybedeceğiz en sonunda.

kısa tarih

09.01.2011
        
       Her şey beatles’ın ellerimi tutmasıyla başladı gözümü Rolling stones'la yatakta açtım sonra her şey o kadar hızlı gerçekleşiyordu ki artık…clapton diye bir tanrı vardı duvarlarını süsleyen puslu ülkenin,gitar konuşabilirdi hendrix’in elinde,ateşin etrafında dans ederken hür, her şeyi yapabilirdi kertenkele kral ve küçük blues kızının muhteşem sesinde kadın oldum ben.müzikle dünyayı değiştirebilirdim, değiştirdim de barretlı ve barretsız dönemlerde, page’in elinden tuttum beraberdik kashmirde…
en sevdiğim skinny pantolonumu giydim gözlerimde dünden akmış boyalar vardı her şey paraydı sanırım kızdım her şeye ve herkese the velvet underground isimli dinamitin fitilini ateşledim.her şey havaya uçmuştu 2. Büyük patlama.şarapnel parçaları gibi dağılıyordu ona buna. Yaralanan yaralana… sanki bulaşıcıydı bu yara, bowie,sex pistols,joy division,morrisey,iggy pop,nirvana,placebo…bu öyle bir yaraydı ki tam kapanacağı sırada kaşıyordum inadına.tam olmak için devam etmeliydi iyileşme sürecim her dakika.....

26 Mayıs 2014 Pazartesi

Romantizm kompozisyonu

-Evdeyim.
+Romantiğim.
Sorularla dolu bir uzun yolun sonunda  romantik olmayı yeterince açıklayamadım. Acaba 27 yıllık bir yanılgı mıydı yaşadığım. Romantik olmak somut bir şey değildi evet ama anlatılamayacak kadar tanımsız da değildi. Yatağa uzanıp kafamı aşağıya sarkıttım. Hayal kurmadım bu sefer, hatırladım. Ben romantik bir insanım, kendimi bildim bileli. Romantik olmak ölçülmüş biçilmiş klişe davranışları içermez bilinenin aksine. Romantizm bir görüş biçimidir. Hayatın estetikle buluşmuş halidir. Sıradan şeyleri büyüleyici hale getiren bir bakış açısıdır. Zorlama değildir, spontane bir biçimde gelişir. Romantik olsun diye bir şey yapılamaz. Yağan yağmurda, açan güneşte, çöken siste bir parıltı yakalamaktır. Dünyanın şiirselliğinden tad almaktır. Yazılmış tüm şarkıların baş kahramanı gibi hissetmektir. Bazılarını olmayan birine söylersin bazılarını olmayan birinin sana söylediğini hissedersin. Yeterli hayal gücü ve romantik bakış açısı birleşirse aşk denen bir söylenti var ya hani, aşka düşüp aşktan düştüğü insanoğlunun, hani anlamlı kılan hayatı, işte kişi olur aşk. Aşk sende vücut bulur. Sen aşk olursun geri kalan mazi olur. Ben romantik bir insanım. Yazdığım her cümlesi ayrı dil, 3 paragraf aşk ilanımla, shuffledan çıkan her şarkıyla yılları ve coğrafyayı dans ederek gezdiğim eski akşamlarla, kafamın içinde yarattığım cinayetlerle, duvarda parçaladığım gitarla, kim olduğunu merak etmek için kaydetmediğim her telefonla, bir pazar günü cupcake bulmak için 3 saat dolaşmamla ben romantik bir insanım. Bunun güzel ya da kötü bir tarafı yok aslında. Sadece böyle.

14 Mayıs 2014 Çarşamba

kader, nasip...




         Kolay gelmiş herşey bana. Yaşadığımı düşündüğüm bir sürü zorluk aslında şımarıklıkmış. Hayatım boyunca yaşadığım en büyük zorluk belki de dudak damak yarığıyla dünyaya gelmemdi. Uzunca bir süre kendimi farklı ve çirkin hissettim. Orta okulda 18 yaşına geldiğimde geçireceğim ameliyat sonrasında ne kadar normal olacağımı düşünürdüm. Herşey sihirli değnekle değişecek gibi. Şimdi bakıyorum, o kadar şanslıymışım ki. O kadar ortalamanın üzerinde bir ailenin içine doğmuşum ki başıma gelecek herhangi bir talihsizlik olamazmış bu coğrafyada. Çocukken çocuk olmuşum. En büyük problemim dışarıda ne kadar daha oyun oynarımmış. Hiç bir korkum olmamış dışarıdaki tehlikelerden. Belki de hep korunduğum için. Ergen tripleriyle beni yalnız bırakın diyerek odama çekilmem haricinde yalnız kalmamışım, yalnız bırakılmamışım. Okulda başarısızlık benim için yokmuş, hafifçe tembellik yaptığım zamanlarda neye ihtiyacım varsa sağlanmış hemen. Peki ben 15 yaşında sadece hayal kurmaya mesai harcarken o çocuk neden çalışmak zorunda? Ben bu kadar gamsız bir hayat yaşamışken o insanlar neden ölüyor? Ya da biz bu adaletsizlik dolu sistemin içinde yaşamaya hala nasıl katlanıyoruz? O kadar mı liberalleştik, kişisel özgürlüklerimiz o kadar mı başımızı döndürdü? 100 sene öncesinin felaketlerini sıralayan insan hiç mi utanmadı? Halının altına kader, nasip, kısmet diyerek daha ne kadar açlık, yoksulluk, çaresizlik, kaza ve ölüm süpürülebilir? Septik oldu biraz evet biliyorum. Sorgulamadan edemiyorum ne yazık ki. Neden birileri 100 sene öncesinin teknolojisiyle-100 senelik kazalarla karşılaştırıldığına göre- bugün 3 kuruşa çalışırken ölüyor, sorguluyorum. Kazaların, yolsuzluğun, sokakta yürürken ölmenin sıradanlaştırılmasını kabul edemiyorum. Galiba deliyim. Belki de sorgulayan deli azınlık olan bizlere sadece lobotomi gereklidir. Hiç birşeyi değiştirmeye kabil olamayan bünyem yüzünden bu dünyadan nefret ediyorum. Cümlelerim her zaman devrik kusura bakmayın sadece onları devirebiliyorum.

13 Mayıs 2014 Salı

Güzel şey yanılmak

İçinde bir deliyle yaşamak nasıl bir his biliyor musun? Teşhisi konulamayan kronik bir hastalık bu deliyle yaşamak. O deli her zaman senin duymak istemediğin şeyleri söyler. Aslında doğrucudur. Direkttir.Tüm metin okumalarını çöpe atacak kadar kesindir. Yanılmak istiyorum. Güzel yanılgılar bekliyorum. 

11 Mayıs 2014 Pazar

623 den tavşan

   

      Dünya 62'den tavşan yapanlar için yaşanması oldukça kolay bir yerdi. Oysa biz 623'den doğru tavşanı yapmaya çalışanlar için kafa karıştırıcı ve bilinmezlerle doluydu. Kimse bizi tanımıyordu. Biz 623'den tavşan yapanların hikayesi hiç anlatılmadı. Hiç bir filmde, hiç bir hayatta başrol olmayı başaramamıştık.Talihsizce devrildiğimiz bu kara delikte sonsuzluğa yuvarlanmaktaydık. Birbirimize bile yardım edemiyor, insan temasının açlığıyla dolu ruhumuzu, vücudumuzun sınırlarına hapsedemiyorduk. Hangi oranda gerçek, hangi oranda hayaliydik? 623'den tavşan yapan salaklardık. Aşk mektupları yazıp göndermeyen, kusursuz anların kusursuzluğu bozulur diye anı zamana yaymaktan imtina eden, UV filtreli gözlüklerle dolaşılan bu yakıcı ve bozucu dünyaya; çıplak ve bozuk gözlerle bakan bir grup salak...Herşeye geç kalmamız da cabasıydı.
      Bugün bizim için yine zor bir gündü. Bir gün birlikte mi yazılırdı? En nihayetinde hayat yine akıp gitmekteydi, biz geç kalmakta , hayatı bir kenarından tutup üzerimize çekememekteydik. Hem zaten hayatı üzerimize çeksek bile ayaklarımız dışarıda kalıyordu. Biz dediğime bakmayın aslında biz bendim.  Ben kalabalık değilim, ben sadece 623'den tavşan yapabilirdim.

6 Mayıs 2014 Salı

kendime not.



               

                                       

                                           Süslemeden mecazdan soyunarak seni seviyorum.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Güneşle anlaşmak

Aslında kuşlar böcekler güneşli günler insanı değilim. Çok güzel ve doğru gelişen şeyler beni korkutur. Zor elde etmediğim şeyler ağzımda garip bir kayıp tadı bırakır. Sanki geldiği gibi hızlı bir şekilde kaçıp gidecek gibi hissederim. Bu bahar başka, bu bahar sevgi doluyum. Savaşmayı bıraktım. Tinimde tatlı bir sukunet var. Sanki yaşanacak ve yaşanmış olan herşeyi anlamış gibiyim. Bu yaz geçen her yazdan farklı olacak. Damarlarımda hissediyorum. Bu yaz güzel olacak bu yaz mutlu olacağım. İtmeden çekmeden, çabasız bir mutluluk hedefim. Hep güneşli günleri olan bir insan değilim, ama bu yaz 50 faktör su bazlı güneş kremimle güneşle bile anlaşabilirim.