26 Haziran 2013 Çarşamba

bullshit

Beynim işgal altında;

Bir zaman önce usumdan kovaladığım tüm sesler geri geldiler. Demokrasiyle, koalisyonla yönetilmeye alışık değildim oysa ki. Bir benler ordusu darbe gerçekleştirdi kafatasımda. Sus dedikçe bağırdı hepsi. Ampute etmeye çalıştıkça, hidravari bir şekilde ikiye katlandı, çoğaldılar. Artık o kadar çok olmuşlardı ki yoruldum teslim oldum ben de.Şimdi topluluk ne derse, nereye çekerse oraya gidiyoruz. Güle güle denge, güle güle normalleşme çabaları, güle güle yolunda gelişen tüm şeyler.
Denemedim diyemeyiz değil mi? Kendim sandığım kişi denedik en azından di mi?

24 Haziran 2013 Pazartesi

sorrow for sea

küçük kayık melankoliden bir denizde dalgalara bata çıka yol almaktaydı.kayık başıboş, sahipsiz, yönsüz ve  neden bu denizde olduğunu bilmeden dayanmaya, dalgalara göğüs germeye çalışıyordu. o kadar denizin ortasında kalmıştı ki, onu denizin ortasına çeken şeyin ne olduğunu sorgulamaya bile cesaret edememişti.belki hain bir deniz kızı ya da sirendi onu böyle büyük dalgaların, denizin ortasında belirip kaybolan, korku yüklü kayalıkların eline bırakan. Belki küçük kayık kaderine razı gelip bırakmalıydı dalgalar içine girsin, kayalıklar huş ağacından oyulmuş gövdesini parçalasın.ama 623'den tavşan yapmaya başladığı günden beri vazgeçmemişti hiç yaşamaktan. En nihayetinde 62 den tavşan yapanlardan farklıydı o. o yüzden belki de denizin ortasında kayalara vurup dağılmanın, su alıp batmanın, yaşama tutunmanın eşiğindeydi.
Belki yelkenli olduğuna inanıp başlamıştı yolculuğuna, küreklerini bırakıp rüzgara teslim olmuştu. Ama rüzgarı hiç bilmediğinden derme çatma yelkeniyle idare edememiş, rüzgarın ivmelediği hareketini kaybetmiş, denizin ortasında kalakalmıştı. 62den tavşan yapabilen tüm görkemli yelkenliler bir bir rüzgara kapılmış ulaşmak istedikleri rotada ilerlemişti, küçük kayığa dalgalar ve kayalıklar kalmıştı.sahil güvenlik gelmezdi böyle serseri kayıklar için.derken uzaklarda bir ışık gördü. tüm umutsuzluğun içinde, tüm melankoli denizinde çok uzaklardan ona doğru gelen ince zayıf bir ışık.denemeye başladı. ulaşmaya çalıştı. ancak bir hain dalga ile melankoli denizine gömüldü. huş gövdesi artık yosunlar ve türlü planktonlara, balıklara ev sahipliği yaparak çürüyecekti. asla bilemedi küçük kayık umut ettiği o ışık mevsimin bir oyunu, hiç bir yere ait olmayan kuzey ışığından başkası değildi. Ölürken üzülmüştü küçük kayık ama en başından beri hiç şansı olmadığını hiç bilemedi.

17 Haziran 2013 Pazartesi

faith, hope, imagine

Umut var içimde, durduramazsın ki. Elimi kolumu bağlasan da, kapıdan kafamı çıkarmama engel olsan da kafamın içini hapsedemezsin ki. Benim hayal gücüm uçsuz bucaksız hayal etmeme engel olamazsın ki. Oturup ağlamadım hiç bir şey için, çaresiz kaldığımda başka bir yolunu buldum denemenin, kolay değilim ki. Kolayı hiç bir zaman sevmedim ki. Sorgulamadan inandığım hiç bir şey yok ki. Kendimden şüpheye düşüremezsin ki.
Simurgum ben. Yendim sandığın, öldü sandığın her an yenileniyorum büyüyorum. Beni ne zamana kadar görmezden gelebilirsin?  Havadayım, sudayım, baktığın aynadayım.



6 Haziran 2013 Perşembe

girly, girl stuff 28.01.2013

kız muhabbetlerinden artık bıkmış olabilirdi. hepsi aynıydı; aşksızlık üzerine, evlenmek, çocuk yapmak üzerine...
güzel olan her şey anlardaydı oysa ki. an olan her şey gerçek kalan her şey planlıydı. planlı olan her şeyin içinde pazar payı vardı. pazarlık değil 'pazar'. pazarda mezat vardı. en fazla değil en düşüğü öneren kazanırdı.
en düşüğü önermek bir ustalıktı. alıcıyı doğru tartmaya dayanırdı. ben hiçbir zaman adamın cebindekini bilemedim. pazar kalabalığını itiş kakışı sevmediğimden yalnız kalmıştım. konuşulan her şeyden uzak kalmıştım. imitasyon jestler kazanmaya çalıştıysam da olmadı. yani şempanze değildim taklitlerim sürekli olamıyordu.
dünyanın en güzel anını sürüklemezdim. zaten anlık bir hevesle dünyanın en güzel anı sürüklenmemeliydi. artık biliyorum. olduğumca, mükemmel kalmalıydı. zaten süregelen her şey bozulmaya mahkum değil miydi? tasarımda bile ölüme mahkumdu. bir daha kimseyi ilk kez öpmeyecek, ilk kez uyumayacak, ilk kez gece 4 e kadar dans etmeyecek, bir yabancının ayakkabılarını giymeyecektim. her şey tek seferlik, tek anlık...
dünya da öyle...
aslında sadece ama sadece bir kez uyuyup, sadece bir kez uyanıyoruz. uykularımız tek düşlük, ideallerimiz tek, tutkularımız, şehvetimiz zerreciklerden ibaret...
hayatın tek düzeliğine girmeyen tek olan her şeyi selamlıyorum. tek seferde hayat... seni alabildiğine sevip, alabildiğine nefret ediyorum. ben varolduğumca var ol hayat. babannemin de söylediği gibi ' benden sonrası tufan'...
alabildiğince aşık, sevgili, yalnız, mutsuz, mut, mutlu, alabildiğince her şeyim bu an.
anı anlayarak...

3 Haziran 2013 Pazartesi

life as we know it


Hayatın evirdiği yöne seyahat...
Ne monoton her şey rutin dediğimiz günler vardı ya hani artık yoklar. Polis bir felaket anında (cinayet,hırsızlık,darp...) baş vuracağın ilk yerdi ya artık değil, hani adaletini kendin aramazdın yargıya seni koruyacak kanunlara güvenirdin ya artık güvenemezsin. Umutsuzun son umudu gibi belkide sarıldığın eylem durumu.İnanman gereken her şeyin -hepsine 5 gün öncesinde inanıyordun demesem de- inanılmaz hale gelmesinden, yaşama umudunu canlı tutmak için buna inanmaya ihtiyacın var. Benim inanmaya ihtiyacım var. Bir şeylerin iyi gitmeden önce kötüleşeceğine inancım var, komik de gelse iyilerin doğruların kazanacağına çocuksu bir inancım var, mutlu bir geleceğe, her şeye rağmen savaşın çekici kıldığı barışa, nefret ettiğim insanların değerlerini arttırdığı sevdiğim insanlara, dünyadan ayrılsalar dahi yanımdan yüreğimden ayrılmayan aileme, beni mutlu etse de üzse de bir zaman aşkımın öznesi olan adamlara en çokta soluduğum havaya tükenmesi imkansız bir inancım var.çünkü ben inanmadan yaşayamam .