11 Şubat 2016 Perşembe

İçimde bir umut





            İçimde bir umut... Öylece... Tüm faşizminden sıyrılmış, tüm tahriklerine direnmiş... Baskılar onu hakikaten yıldıramamış, küçük bir anarşist... Devrimlere gebe düşüncelerim. Kendime aşık olup, sevişip, yeniden doğuyorum. Bir aydınlanış mı bu yoksa yersiz bir uzanış mı gökten geçen bir buluta, kendini sevip saymak mı, yoksa azar azar delirmek mi? Uzanıp şehrin bir yakasından bir yakasını tutup sarsıp, yerine yerleştirdim seni. Küçük düzensizim, sevgili katilim. Beni kaç kere öldürebilirsin?

4 Şubat 2016 Perşembe

'bende bi' problem var'



     


          Evden çıkmadan tüm çantaları kontrol etti. İç ceplerinde belki bozukluk kalmıştır diye şöyle bir salladı hepsini... İşe sıkışık hayatı paraya da sıkışıktı son zamanlarda. Bir zamanlar önemsemeden unuttuğu o bozuk paralar bir yerlerden çıkıyor ve tekrar hayata karışmasına yardımcı oluyordu. Dolmuş, otobüs türlü ulaşım araçlarını öğlen uğradıkları o kıraathanedeki kahve parasını her şeyi unutulmuş bozukluklarla geçiştiriyordu. Kış mıydı onu olduğu yere mıhlayan, yoksa üşengeçlik mi? Kışı bahane olarak kullanan milyonlarca insandan biri miydi yoksa.Girip çıktığı depresyonlar merkür gerilemesine mi bağlıydı yoksa küçük sefilliklerinden tek sorumlu tutulması gereken kişi kendi miydi? Olmayacak heveslerin peşinden koşup duruyordu. Uyumak için instagram hesabında tanımadığı insanların hayatlarını kurcalar onlara aşk şarkıları yazardı. Parmaklarının ucunda sakınarak yaşıyordu hayatı...Kanser gibiydi. İnternet yoluyla yayılan insanların hayatlarını bünyesine katan kocaman bir kanser. İnsanlar dünya, o insanlar için farazi bir kanserdi. Büyüyüp duruyor onların yaşamlarını yeyip kendini yok ediyordu. Uyumak için daha asil bir yol bulmalıydı belki yarın diye düşündü. Gözleriyle boyası yer yer dökülmüş odayı taradı. Kendi memnuniyetsizliği sanki evin duvarlarından taşıyor gibiydi. Anahtarı üstten 3 alttan 2 kez çevirdi. Apartmanın içinde kararsızca bekledi. Dışarısı sıkıcı bir soğukla kaplıydı. Kar ya da yağmur değil soğuk yağıyordu herkes titriyordu.Ellerine büyük güderi yumuşak eldivenleri geçirdi. Kafasındaki çift örgü yün bereyi kaşlarına kadar indirdi.Dış kapıyı insan boyuna oransız yere yakın tuşuna ayağıyla müdahale ederek açıverdi. Dışarıdaydı işte. İşe ulaşabilmesi için dev yokuşlar tırmanması dolmuşa binen son insan olması ve otobüse aktarma yapması gerekiyordu. tüm bunlar çılgınlar gibi soğuk yağarken fazlaca zor görünüyordu. Organları şimdiden büzüşüp bir araya toplanmaya başlamıştı.Küçük kanser kendini yemek olarak hayal etti. Sakatat olarak acaba lezzetli miydi? Dolmuştaki tabi ki ilk insandı o yüzden asırlarca beklemesi gerekecekti. Teşvikiyeden zaten dolmuşlar değil cenazeler kalkıyordu. Derken genç bir adam dahil oldu bu sonsuz beklemeye. Saçları kıvırcık mıydı? Gözleri yeşil miydi? Adı Ali miydi? Tanır mıydı? Öper miydi? Sever miydi eskiden? Organları ağrıyla daha da birleşti. Bütün iç organları bir olmuş kız sakatat olmuştu. Adam çocuk ya kemoterapi görmüş ya ameliyat olmuş kanseri yenmişti. Aldırmaz ve mutlu görünüyordu. Elinde bir mizah dergisi okuyor, gülümsüyor sonra tekrar gülümsüyordu. Gülümseyişi dolmuşun camlarına çarpıyor yüzeylerden yansıyor kızın gözlük camlarını buğuluyordu. Derken gecikmiş dolmuş insanları çıkıp geldiler sakatat kızı ve kurtulan adamı biraz yana biraz daha yana iteleyerek tamlamışlardı boşlukları. Bozukluklarını buğulu gözlükleri arkasından tekrar tekrar sayıp öndekinin omuz başına pıt pıtladı. Artık Sakatata dönüştüğünden cümle kuramadı da tüm varlığı hızlı hızlı attı. Dolmuşçu bozuklukları saydı. Tekrar saydı... 25 kuruş eksik hanım kız diye seslendi. Dünyanın en kısa korku filmiydi bu başrolünde yekpare bir sakatat olan...