29 Ocak 2014 Çarşamba

Masallar olacak mı?

    Uykusuz kaldığım bir geceydi.O zamanlar hiç uyumazdım. Kendime cin torbası derdim. Gece olunca gözlerim fal taşı gibi açılırdı. Uyumak için bazen çok içerdim. Bazen uyumamak için içerdim. Bazen çok düşünürdüm. Aşık olduğum zamanları düşünürdüm. Çok eğlenir, çok üzülürdüm bazen. E. D. ile o zamanlarda tanışmıştım. Kötüydü, çirkindi biraz. Çok konuşur, az şeyler söylerdik birbirimize, yağmurları birbirimize ithaf ettiğimiz zamanlar vardı. tüm gün uyuduğundan, ani yağan yağmurlar için arardım onu. Mutsuzduk telefonun iki ucunda. Yağmur yağar, mut olurduk. Şarkılardan konuşurduk, kitaplardan, saçma şeylerden konuşurduk, ölmekten konuşurduk, ölememekten, hiç bir şeyin yerli yerinde olmamasını konuşurduk, annesini konuşurduk, babasını konuşurduk, dünyaya gelişini konuşurduk, dünyadan gitmek isteyişini...
     İş bulamayışına çözümler arardık, bulamazdık. aylak bir adam olamayacak kadar meteliksizdi. Ama ısrarla çalışamazdı. çıkış kapısı bulmaya çalışırdım. Ailemden borç alıp ona vermek isterdim, o bunun konusunu ettirmezdi. Uyuyamadığım zamanlar masal yazardı bana. Telefonda yarısında sızdığım masallar, bazen sızmazdım ama o sızdım sansın isterdim. bazen sonuna kadar dinlerdim her anlattığını. Bazen her şeyi olduğumu sanırdım, bazen hiç birşeyi. Paris'i onda tanıdım, onun deyimiyle Paris, siyah saçlı, beyaz tenli, burnu havada bir kadındı, belki de bu yüzden mesafemi aşamadım bu kadınla. Paris'e ilk onunla tanıştıktan sonra gittim. Ani bir yağmur yağıyordu. Paris için havaalanına giderken uyandırmak için aradım...
     Onu bir yağmur için son arayışım buydu. Sonların böyle yolculuklarla başlayacağını bilmezdim. Yollara düşmenin sihirli olduğunu sanırdım. Yolculuklardan sonra uyumaya başladım. Derken uyumak için masallara ihtiyacım kalmadı. belki büyüdüm, belki büyüdüm sandım. Yanıldım. Son buluşmamız ben hala bendeyken, burdayken idi. Bana son intihar girişimini büyük bir neşeyle anlattığında ben bir kaç masa geride oturmaktaydım. Hayatındaki olumsuzlukları sıralarken sanki uykularım kaçmaya başlamıştı. Ama bana artık masallar gerekmezdi, en azından uyumak istiyordum artık, büyümek istiyordum. Baktım ona iyiydi, çok iyiydi, güzeldi, çok güzeldi. O akşam ayrılırken son kez sarıldık bir daha görüşmedik...
       Yazın sonlarıydı, hayatım değişmek üzereydi. uzun zamandır ne yağmurlar için telefon ediyordum, ne de masallar dinliyordum. Telefonumu değiştirmiş, tüm bağlantılarımı kesmiştim. Yeniydi hayatım, kötüydüm, birazda çirkin. Bilmediğim bir numaraydı arayan, açıp tanımadık bir ses duydum.
'Zeynep ben gidiyorum. sadece sana veda etmek istedim' demişti arayan. Ama ben kötüydüm ve de çirkindim.
'Kimsiniz?' dedim 'tanıyamadım' dedim.
'Neyse seni özledim ben gidiyorum' dedi arayan. Telefonun diğer ucunda ben, susmuştum öylece. Telefon kapandı. Susulmuştu masallar. Ben olduğum sürece masallar olacak mıydı?

'
 bi kız çocuğu varmış
yaşı henüz çooook çok küçükken bile
sanki
bir kadın gibi bakıyormuş
öyle anlamlı
öyle derin
ve o küçük kız çocuğu bazen de gülümser
yaşıtlarıyla oynarmış
ama
bu çok nadir olurmuş
gerçekten gülümsediği
gerçekten mutlu olduğu
gerçekten heyecanlandığı
kendini huzurlu ve güvende hissettiği tek bir an varmış
kendisine masal anlatıldığı anlar
çünkü masalı okuyan
ya da okur gibi yapıpı aklından geçenleleri anlatan kişi
kitabın kapağını açar açmaz
oradan tüm odaya bi ışık hüzmesi yayılır
daha önce hiç duymadıkları
bu dünyaya ait olmayan güzel bir koku yayılırmış o odaya
her şey
olduğundan daha güzel
daha zarif görünürmüş
ama bir varmış ve bir yokmuş
masal en sonunda biter
oda karanlığa gömülür
ve o güzel koku kaybolurmuş
sırf o küçük kız mutlu olsun diye
dünyanın her yerinden hatta kaf dağının ardından masalcılar çağırılmış
onlarca yüzlerce binlerce
masal dinlemiş kız
yatağına iyice gömülerek, gülümseyerek
sonra korkmuş
sonra korkmuşlar
peki ya geride anlatılacak hiç masal kalmazsa
diye
kaf dağının ardından gelen ve küçük kıza masal anlatan bilge bu durumu farketmiş
ve kıza bakıp gülümsemiş
bu
insana huzur veren rahatlatan bi tebessümmüş
merak etme küçük kız demiş,sen varoldukça masallarda var olacak
çünkü sen henüz yazılmamış olan bi masalın, başka hiçbir yerde izine rastlanmayacak eşsizlikteki prensesisin
demiş
kız gülümsemiş
gözlerini kapamış ve hayatında ilk kez bu kadar huzurlu ve bu kadar rahat hissederek
kendini uykunun şefkatli kollarına bırakmış'

İYİ Kİ DOĞDUN E. D. NEREDEYSEN...

23 Ocak 2014 Perşembe

kurdeleli küçümene masal(en güzel hediye)

Deniz kenarında bir günmüş.Deniz, kızını cam bir şişeye sarmış, sarmalamış Kara'ya göndermiş.Kara da babasıymış kızın. Yazları babasında kalırmış kız. Kızın adı Elle'miş. She, elle, o... gibi.
Elle, karada arkadaş edinemez, ayrılmak zor olmasın diye kimseyle yakınlaşmazmış. Tek yaptığı, kıyıda topladığı şişeleri, bardakları türlü şekillere sokup heykelcilik oynamakmış.
     Deniz için yazları hep çok üzüntülü geçermiş. Zavallı annenin ateşi çıkar, dalgalı, şiddetli, tutkulu mizacını kaybeder, mahsun mahsun salınırmış. Sularına ayak basan milyonlarca kişiyi önemsemez, elinin tersiyle itemezmiş bile.
Kara'nın babalığı da iyiymiş. İyi ve önemseyen bir babaymış. Elle'den ayrı kaldığı aylarda, sakin, ılık mizaçlı adam değişir, ıslak, soğuk, aksi bir adam olurmuş.

     Elle...
     O hep pessimistmiş. Kara ile Deniz'den doğan çocuk hep mutsuzmuş. Ay ruhunun tenini, okyanus ruhunun tinini yarattığı çocuk hep kötümsermiş işte. Ahtapotlardan hızı, kaplumbağalardan bilgeliği öğrenen kız, yaşını göstermeyen bir baykuş gibi sessizmiş.
     Kızcağız kışlarını annesi ona büyümesi için fırsat versin, yazlarını da babası onunla kızı gibi konuşsun diye bekleyerek geçirirmiş. Bazen o kadar beklermiş ki, otobüs durağı gibi bir aksi olduğunu sanırmış. Beklemekten, bekletmeye yetişemeyen kız, bekletecek birilerini bulmaya karar vermiş. Tüm şişelerini açtıracak bir süper kahramana ihtiyacı varmış. Yüzyıllardır yaşayan, Antikite'yi, Orta Çağ'ı, Rönesans'ı çoktan aşan Elle'in yeniliğe ihtiyacı varmış. Modernizme! İster rasyonel, ister irrasyonel olsun. Yeter ki yeni olsun. Annesinin uyumaması için  anlattığı masallardan birinde yaşayan karakterin hep arkadaşı olmasını isteyen kız, kıyıdaki mağaralara gitmeye karar vermiş. Mağaralardan, yeraltına inildiğini biliyormuş. Kimse söylememiş ama iç sesi bir yerlerden biliyormuş. Ölümsüz kızın aradığı ise her yıl ölen Penelope'ymiş. Penelope lanetliymiş; annesi ana tanrıça Lokman Hekimle tartışmış. Bu büyük kavgada kaybeden Lokman Hekim ise canını ortaya koyarak Ölüm Meleğiyle anlaşmış. Penelope her yıl ölecek, Ana Tanrıça yaşadığı her Tanrı anında acılar içinde olacakmış.
    Elle meşaleler yardımıyla yeraltına inmiş. Cam bir kutuda uyuyan uzunca bir kız bulmuş. Kız gereğinden fazla uzun ve somurtkanmış. Elle, bulunduğu odaya girdiği an etrafındaki bitkiler canlanmış, sihirli bir dokunuşla etraf rengarenk olmuş.Her yıl ölen Penelope de, bitkiler gibi uyanmış. Elle'in dokunuşu sihirliymiş sanki. Penelope, Elle'i çoktandır tanıyor gibi, tuttuğu dergilerden birini alıp karıştırmaya başlamış. O yaz ölümsüz Elle ilk defa arkadaş bulmuş, her yıl ölen Penelope ise ölümden ilk defa erken uyanmış. İki ilk arkadaş, 'ilk'lerini kutlamaya karar verdiklerinde yaz sona ermiş, Elle'in gitme zamanı gelmiş.Kara kumdan elleriyle Elle'i kendisi yolcu etmiş. Elle ayrılık zamanlarında bazen üzülürmüş ama o gün çok üzgünmüş. Her yıl ölen Penelope'nin ise artık beklediği iki şey varmış; biri ölüm, diğeri de Elle. Elle ise onun yazı beklediği gibi Penelope'nin de onu beklediğini biliyormuş. Onu da bekleyen biri varmış artık. İkisinin de hayatı hiç değişmemiş, daha fazla mucize girmemiş hayatlarına. İki tuhaf şekilde mucizevi olan insanın hayatı birbirleriyle daha mucizevi olmamış daha normal olmuş herşey. Özlemle hayal ettikleri şey olmuş. Sıradan mucizevilikleri bozulmuş, sıradışı bir normalliğe kavuşmuşlar. Elle,Penelope'yi  her yaz uyandırdığında onun şaşkınlığını sevmiş, Penelope ise uykuda beklemeyi sevmiş. Bu heyecanlı bir aşk masalı değilmiş ama monoloğa yer olmayan, gülünen, eğlenilen bir masalmış.
    Masalda yaşayanların dışarı çıkmak istemediği bu masaldan 3 şey düşmüş okurun ve masalcının başına. Biri, pembe bir sinek kuşu, diğeri bir kitap; Ölümsüz ece, üçüncüsü ise ikizler uyak ve redif...

     Masalcılar çıkmış kerevetine, biz çıkalım masalın sahibi kurdeleli küçümenin omzuna...

                                                                                                                            PENELOPE (H. T.)

22 Ocak 2014 Çarşamba

alter ego

        Yolun ortasında, kulağının içini tamamen dolduran müzikle yürüyordu.tüm günün insanları gecenin bu saatinde evlerine çekilmiş 2 tur dizi izledikten sonra, nihayet uyukladıkları koltuklarından kalkarak odalarına çekilmişlerdi.arabaların bile park edildikleri yerlere sabitlendiği bu gece, dünya sadece ona özel bir yer olmuştu, ta ki şarjı bitene kadar.kulaklıklarını çıkarıp adımlarını hızlandırdı. biraz önceki gibi ayak sürümeye mecali kalmamış tüm günün yorgunluğu üzerine çökmekteydi.ev adım adım uzaklaşırken kilometreleri aşıp kendine yaklaşıyordu.kendini düşündü.artık müzikte olmadığından kendini fazlasıyla irdeleyebilirdi. Tanımlayacak bir kelime aradı, kendilemek istedi bir kelimeyi. sahip olmak istedi.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Coward ones

Kelimelerle neler söylemek istiyoruz? ilk kelime icat olunduktan ilk sesler yanyana konulduktan sonra acaba anlatabilmiş midir 'beni'bir diğerine.ya da iletişim çağında yaşadığımızı iddia ettiğimiz bu dünya da mı kolu kanadı kırılmış kelimelerimizin.kelimeleri ürettikçe anlatmak istediğimiz şeyi bulandırdık mı acaba?ya da seyrelttik mi konuşurken duygularımızı.ifadelerimizin arasında kayıp gitti mi güçlü olabilecek duygularımız.korunduk belki de kelimelerle; kötü biriyim ben dedik tanımadığımız insanlara, kaba biriyim dedik ve daha neler neler dedik. Sandık ki bu kelimeler bizi koruyacak. Sandık ki kırılganlık veya birini kırmak dünyanın sonu. Kırmadık hiç kırılmadık böylece yalnızlığımızın uyuşturduğu tüm duvarlarımızla dürüst olmanın sahte mutluluğuyla kandırdık kendimizi. Tek problem şuydu kötü duygularımızı seçip görmezden gelme gibi bir şansımız yoktu asla.ya hepsini hissederdin iyisi ve kötüsüyle ya da hiçini. Ya işte kötü giden bir gün seni üzebilirdi bir süre ya da iyi giden bir gün keyfini yerine getiremezdi. Ya birinin duygularına yatırımını yapardın düşünmeden ya da duygusuz birliktelikler yaşardın. Bu kadar net bir şekilde ayırıyordu bizi kelimelerimiz. Korkak kelimelerimiz bizi kırılabilir olmaktan korumuyor hissizleştiriyordu.

14 Ocak 2014 Salı

Prypiat 1986

            1986'nın o sıcak yazından sonra tüm ilişkilerini kesivermişti birdenbire. Yalnız kalmak istiyordu yüzyıllarca. Süre gelen tüm ilişkileri artık onu ne büyütüyor ne de iyi hissettiriyordu.Yapması gereken tek şeyi yaptı insanlardan soyunarak çırılçıplak kaldı...

7 Ocak 2014 Salı

happy new year!

               

                 Geceyi sırtına alıp dışarıya ayağını attı kadın.Suratında her şeyin tamam olduğunun o mağrur ifadesi vardı. Gittiği, kılığına yakışmayacak köhnelikteki bir kaç arkadaşını içerisinde saklayan mekan bangır bangır kötü bir müzik çalıyordu. İçeride olmak için mutlaka ama mutlaka sarhoş olması gerekiyordu. Yoksa bunca gece insanıyla temas etmeye narin ruhu tahammül edemezdi. Bu tanımadığı bir oda dolu insanın aslında hepsini tanıdığı tek yerdi. Hepsini tanıyor, hepsinin hayatını biliyordu. Hepsinden üstün olduğu hissini seviyor o yüzden o köhne mekana gitmeye devam ediyordu. Ruhunu kandırması için biraz içki içmesi gerekiyordu hepsi bu. Bara yaklaştı kendine bir apple mojito sipariş etti. İçkisini yudumlarken insanlar hakkında hikayeler uydurmaya başladı.Tam kendine göreydi hikayeleri biraz fantastik, biraz günlük, biraz kısa...
Kendini uykusunda kendi olarak görmeyen biri için cüretkar bir hayal gücü vardı kadının.Kendi için de türlü ucuz senaryolar yazar hepsini içinde bir yerlere gömer sonra nerede olduklarını unutur, sıradan ve tek düze yaşantısına devam ederdi.Uzun zamandır kendini dinlemekten garip bir fanus kapanmış gibiydi kulaklarına,  çevresel faktörleri pek fazla bilmiyor anlamıyordu.Bu akşam farklı olacak mıydı bir şeyler diye düşündü. Beklenilen mucizeler bir yeni yıl gecesinde gerçekleşir miydi? Herkesin manasızca varlığından fazlası olduğunu iddia ettiği bu gecede?Suratındaki mağrur ifade dondu kaldı. Kırmızı rujlu dudaklarını tedirginlikle kemirmeye başladı. Neden farklı olsun ki dedi bu gece, sene? Tüm geçen seneleri düşününce sarhoş olamadı.Kalabalık üzerine doğru gelmeye başladı.İnsanlar ısrarla onunla konuşup, konuşurken tükürükler saçmaktaydı. Gitmeliydi, gidemezdi, geri sayım başlarken sırtını bir duvara dayadı nefes miydi alamadığı?Gözlerini sımsıkı kapadı. Şimdi dağın tepesindeki salıncaktaydı. Sallanmanın ileri geri hiç bir amacı veya endişesi yoktu. Bu kontrollü uçmaktı. Ağacın dalları gıcırdarken düşeceğini hiç mi hiç düşünmemişti. Kayıtsızlıkla daha yukarı ve daha hızlı sallanıyordu uçuşan saçları ve yüzünü yalayan rüzgar ona kendini canlı hissettiriyordu. Ayakkabıları tekinsizce sallanıyor ayağından düşüveriyordu işte, dal daha da gıcırdıyor daha da ivmelenmesini sağlıyordu. Daha da yükselirken yerdeki çayırla gökteki bulutlar birbirine karışıyor nerede olduğunu bilemiyordu.Yumrukları salıncağın iplerine kenetlenmişti, rüzgar ruhunu ele geçirmişti. Endişelerini göğe mi çayıra mı bırakmıştı bilemedi. Ağaç dalları ve ağaç, salıncağa eşlik etmeye salınmaya başlamıştı. Özel güçleri miydi açığa çıkan, yoksa bu bir halüsinasyon muydu? Ağaç köklerinden havalanmış tüm yıl başlarını sallanarak geçmekteydi. Salıncak hızlandı. Bu, insan gözünün algısını bozan estetik olmayan bir seyehatti. Ruhunu dolduran rüzgar ona benlerinden küçük öpücükler veriyordu. 2014 'e yaklaşınca duracağını sandı kadın, başladığı yerde salıncaktan inebileceğini, ama teğet geçmişti salıncak belki de önemli olan bir seneye doğru hızlanarak gitmesi gerekiyordu. Yıllar yanında yavaş kalmıştı. Atmosferi geçerken sonunda kadın mutluydu. Galakside ölü yıldızların arasına karıştı kadın ta ki yıldızlardan sıkılıp gece olana kadar.