28 Mart 2015 Cumartesi

Let go

   


           Herkes yıldızlardan bahseder. Geceleri onları görürüz. Simsiyah bir göğün üzerine şöylece dağılmış pırlantalar gibi...kimse karadeliklerden bahsetmez. Yıldızlara ulaşmaktır ya hedefimiz...Oysa yolda karadelikler de vardır ve bizi içine çekebilir. Yollarımız çoğu zaman karadeliğin içinde anlamsızca devam etmeye mahkumdur. Yıldızlara ulaşabilmemizin kendi çaba ve fedakarlığımızla olacağı söylenir, öğretilir ki bize, ulaşamayınca ne yıldızı ne de bizi cesaretlendirenleri suçlayalım. Oysa başımıza gelecek en kötü şey karadelikte sürüklenmek değildir. Eğer karadeliği atlatırsak yıldıza yaklaşıp balmumumdan kanatlarımızı kaybederiz belki düşeriz belki yanarız kim bilir. Gerçek tek şey var dünyadaki insanlar ne kadar tersini iddia edip biz gençleri heveslendirse de bazı yıldızlara ulaşmaya çalışmak gereksizdir.

23 Mart 2015 Pazartesi

bir kaç saatin tasviri


        Tarlaların ucunda, küçük bir çam koruluğunun kıyısında bulunan Balonshka evi, tek katlı olmasına rağmen olduğundan büyük görünür, insana bir güven ve huzur duygusu verirdi. Salonundan çıkan büyük bacası yaz kış tüterdi. Kışın esen rüzgarları saklayan çamlar, yaz geldiğinde bu taş evi diri ve zinde tutardı. Belki de bu yüzden bu evdeki hiç kimse yaşını göstermezdi. Herkesin suratı gergin canlı, parlaktı. Evin kralı, Kral Alexsey Balonshka çevredeki tarlaları işletir ve ürünleri satardı. Karısını kaybettiği kazadan kendisine de ehvamlar ve şüpheler kaldı. O zamandan beri her işine en büyük çocuğu Yulya'yı koşar kendisi odasından çıkmazdı. Gün boyu tüm işlerine kah öyle kah böyle yetişir, çamların uğultusuyla gelen çocuklarının patırtısıyla, her kalkışında topladığı yatağına dalarak ev sahnesindeki yerini alırdı.
          Hepsi babalarının bu huyunu bilirdi ancak kimse bu zamana  kadar Alexey Balonshka'ya neden yatakta olduğunu sormamış, onun kendi yarattığı oyunu bozmamıştı. O babalarıydı. Bugün kafası fazlasıyla boştu. Kafasının içindeki boş sesin gri yankısını duymamak için evin kuzey kutbundan güney kutbuna uzun yolculuklar yaptı gün boyu. 10 yıldan sonra  ilk kez bu kadar hareket etme isteği içindeydi. İlk defa evin arka kapısını açıp o büyük ve eğri burnunu dışarı çıkarmayı başardı. Kapıdan uzamış olan o kırmızı koca burun... Rüzgarı ve ıslak toprağı kokladı çabuk, çabuk. Birazdan çocuklar gelir diye kısa bir süre bir tilki gibi süzdü etrafı. Çocukluğundan beri garip bir insan olmuştu. Sıradan şeyleri saklar, kendini gizemli yapardı. Belki de her şeyi paylaşmayacak kadar bencil bir insandı. Bu esnada çocukları, keyfi bir yürüyüşe uymuş salına salına yol alıyorlardı. O da daha fazla düşünmeden bu güzel günü içine çekmeyi sürdürdü. Daha fazlasına niyetlenmeden, kalın ceviz kapıyı kapadı ve terliksiz üşüyen ayaklarına bakakaldı. Uzun uzun kendine bakmayalı olmuştu epey. Ayakları akıl olmaz bir biçimde yabancılaşmıştı. Sorunun ne olduğunu anlayamadı. Bir iki asker adımı attı. Rap, rap...Bu değişikliğin yarattığı dehşetli ifadeyle aynaya koştu. Üzerinde siyah  noktaların peyda olduğu küçük aynayı asılı olduğu yerden çıkardı. Her gün yüzünü görüp traş olduğu bu aynayla şimdi uzun zamandır bakmadığı bir şekilde araştırmaya koyuldu bedenini. Bu şaşırtıcı yeniliğe öylesine dalmıştı ki çamların uğultusuna eklenen çocukların patırtısını fark edemedi. Evde olması değil yok olması gerekiyordu. Aceleyle dolaplara tıkıştırılmış malzemeleri karıştırdı. Çuvalların arasında sarılı güçlü çuval iplerini buldu. Ölmeliydi hem de hemen şimdi...Tavandaki kara kancaya elinde sıkılaştırıp ilmek haline getirdiği ipi yerleştirdi. Çocuklar gelmeden ölmeliydi. Son kez aynaya baktı, ipi boynuna hızlıca geçirdi. Ayağının altındaki tabure hafif hafif sallandı. Ayna sarsıntıyla yere düştü, çocuk seslerinin uğultusu evin tüm boşluklarına yavaşça doluşmaya başladı.

...

15 Mart 2015 Pazar

your girl is lovely hubbell

Gönderilmiş mektuplar... 2013


Hiç bir şey hakkında;

Aslında bunu şu an yazmam çok anlamsız ama kendim için bir kapanış yazısı yazmam uzun sürdü. Okumaman çok normal, hatta irite olmanda. Ama bunu kendim için yazdığımdan senin düşüncelerine empati kurmak için en ufak bir enerji sarfedemeyeceğim. Ve gerçekten umrumda değil. Kızgın olduğum bir sürenin ardından tüm felaket senaryoları gerçekleşmeye başladı; işsizlik, terk edilmişlik hissi, ölüm, direniş, kanser şüphesi vs...Hepsinin sonunda şunu anladım. Ben tanımadığım insanları bile önemsiyorum, fazlasıyla açık dolayısıyla kırılma riski yüksek bir insanım. Önemsediğim için düşünüyorum, düşündüğüm için yaptığım herşey değerli, değerli hale getirdiğim için herşeyi hayal kırıklığına uğrama oranım yüksek... Bir şeyler olurken tepkisiz kalamıyorum. Benim içime girip geçip gitmesini bekleyemiyorum. Belki hiç bir zaman çok mutlu olamayacağım ama emin ol yaşadığım her an milyonlarca şey hissedeceğim. Mutluluğumu, sinirimi, endişemi, heyecanımı... Başlangıcı bu kadar ilginç olan tanışıklığımızın bu kadar saçma bir sonu haketmediğini düşünüyorum sanırım. Mutlu olmanı dilemiyorum, çünkü zaten hayattaki en büyük başarın sürekli neşeli olman. O yüzden o bloke ettiğin tüm duygular hayatını işgal etsin, sonraladığın her şey, her his sürekli karşında olsun. Ve son olarak;

Your girl is lovely Hubbell...

4 Mart 2015 Çarşamba

one kiss for old times sakes

Sıradan bir akşamdı. Sıradan bir çifttiler. Sıradan bir sohbetti. Sıkıcı hayatlarına devam ettiler.

...

Adam: Çok güzeldi. N kere seyredilecek filmler listesine girdi:)
Kadın: which part most? which line most? most? :))
A: Asistan kız seçimini yap diyordu ve onunla devam et. Film temasına tersti.
K: Eğer seçim yapmazsan her olasılık olası kalır.
A: Yani seçim yapmazsan opsiyonların bitmez.
K: :)))))
A: Ama benim bakış açıma göre, seçmek önemlidir. Eyleme girmek önemlidir. Bir de şuna inanırım insan düşündükleri değil seçtikleri ve yaptıklarıdır.
K: Sen filmin karakteri olsan hangi seçimleri yapardın peki?
A: Ben bunu hak edecek ne yaptım diye başlıyor film...Anne babanın ayrılma anı...Çok dürüst cevap vermem gerekirse...
K: Koşar mıydın?
A: Sonucunu biliyor muyum? Ya da ben kendim miyim?:) sonucunu bilmeden...Benim inanış tarzım şu bir bilinmeyenin birden çok açıklaması var ise en basiti geçerlidir.
K: Ve o?...
A: O yüzden farkında olmadan çocuğun yaptığını, ara yoldan kaçmayı seçerdim. Yarım bir şeylerin üzerine devam etmekten ise (Ya anne özlemi ya baba özlemi) sıfirdan başla...Sen?
K : Ben koşardım, gitmesin diye sanırım. Çocuk olduğumu düşünürsem...Kalmayı sevmiyorum
A: Yani anne ile babayı yeniden birleştirmeye çalışırdın?
K: evet
A: Mücadele güzel
K: Ama beceremezdim de
A: Ama işte başka insan iradeleri içerdiği için benim ilgimi çekmiyor.
K: ama kaybedeceğini bilsen de vazgeçemezsin.
A: Çocuk vazgeçiyor ama:)
K: hayalperestim ben ondan
A: Hayalperestlik başına gelen en güzel şeydir. Ama hayallere gerçeklik bulaştırmaya çalışmak bence tehlikeli bir meziyet:)
K: neden? ( en sevdigim soru)
A: Beklenti ,beklenti anlamlar doğurur. Bu yüzden hayata anlamlar yüklemeye başlarsın. Benim baktığım yerden hayat o kadar basit ki. Çünkü çok random, çok saçma, çok komik
K: Beklenti konusunda haklısın. Beklenti varsa hayal kırıklığı var demektir.
A: Sana sürekli espri yapıyor, ağır şakalar, ya "bu ne dedi ya simdi" diye anlamaya çalışıyorsun
ama bu saçmalığı görünce işte o zaman gülebiliyorsun.
K: hayalperestlik müessesine uymuyor.
A: İnan bana hayalperestlik konusunda seninle yarışabilirim; hala bazen yattığımda üzerime battaniyeyi çektiğimde kendimi bir uzay kapsülündeymiş gibi hayal ediyorum, yatak da soğuk ise
bir mekanik aksam bozulmuş ve havalandırma çalışmıyor diye düşünürüm, küçük penceremden
uzaya baktığımı düşünürüm. ama sabah kapsül yerine yatağımda uyanacağımı bilirim.
K: Hayali arkadaşın oldu mi hiç?
A: Kapsülde uyanmayı beklemem daha doğrusu. Hiç olmadı:) Ama kendimle konuşurum çok , biraz küfürlü konuşurum bi de:)
K: benim var:))) Ahmet
A: Hahahah bahsetsene:)
K: Çocukluğumdan beri var eskiden görüp konuşuyordum. Buraya beraber geldik mesela ama artık göremiyorum çünkü kendim yarattığım için sıkıldım.
A: Hahaahah
K: tamam deliyim
A: Estağfurullah
K: Bir de normalde tek iç ses olur bende toplamda kavga eden 3 tane var.
A: Hahahaha Benim tek ya. Sürekli benimle dalga gecen biri:)
K: Hem sarhoş hem şizofren oldum bak şimdi ben senden daha hayalperestim
A: Peki neden kendini çok eleştiriyorsun?
K: bilmem, alışkanlık. garip bir insanım galiba
A:Şahsına münhasır bir insansın, iyi anlamda söylüyorum, kaybetmezsin umarım
K: yıllarca kaybetmeye çalıştım ama olmadı
A: http://youtu.be/BFkYoT5Gezo  Al benden sana şarkı, senin şarkın olmalı

...