28 Eylül 2014 Pazar

Him

Gel iki insan olmayı bırakalım. Tüm görgü kurallarını, tüm kadınlığımızı, erkekliğimizi... Gel parçalarımıza kadar küçülelim. Gel masallara kaçalım. Balinaların sırtına tutunup okyanusların dibinde yeni kıtalar keşfedelim. Maddelerimiz tanışsın. Gel. Dolaşıklık kuramına uygun, birlikte değişelim. Tüm kösnüllüğü atalım içimizden. Birlikte duralım. Sadece duralım. Kelimeler sussun. Çok konuştum biliyorum. Çok şey söyledim farkındayım. Hepsi sıradan bir suskunluk için belki de. Hadi beni sustur. Sakinimi bul. Hücrelerimde var biliyorum. Bedenlerimizden çıkalım hadi. Bizi tanımlayandan uzaklara kaçalım. İnsansız, havasız, susuz... Ne istersek olabiliriz biliyorum. Sadece biraz cesaret canım. Senin cürretin karşılıksız kalmaz emin ol. Ol de olalım. Yabancı olma öyle, kaçıracak gözün yok ya bak bana. Kendine sıkışmışlığından kurtul hadi. Seni yargılamam ya da sormam nedenlerini. Sen de bana sorma açıklamamı isteme hiç bir şeyi. Parayı unut, satın almayı, maddeye tapınmayı... Bırak işte, uçmak için kanada ihtiyaç yok ki. Okyanustan sıkılırsak tepemizde mavi bir gökyüzü ötesinde feza. İste yeter. Astral seyahatlere çıkalım. Kim demiş ki yapamayacağımızı. Biz aynı yıldızın tozları... İşte tüm bunlar biz olmanın faydaları...

12 Eylül 2014 Cuma

Öyle İşte

Önümde boş beyaz sayfalar...
Eskiden ilk kelimeleri yazmaya çekinmezdim. Benim yazılarım, hikayelerim zaten kimsenin umrunda olmayan küçük şeylerdi. Kelimeler düğüm olmazdı. Çözülür, dökülürdü. Eskiden keskin hislerim, duygularım vardı. Büyük umutlar beslerdim geleceğe dair. Saçmalıklarım bana göreydi, kimseyi ırgalamazdı. Bir soru bulutunun içinde yalnız yol almaktan korkmazdım. Gençtim eskiden, bugün yaşlıyım 100 yaşındayım belki de. Tasvirlerim derim gibi buruşuk, kafiyelerim öksüz, tamlamalarım yetim... Bugüne değişmeyen tek şey yanlışlarım. Dahi anlamındaki de'yi ayrıştıramamak kelimelerden. Yeni bir hikayem yok. Yeni bir düşüm. Hayallerden emekli mi oldum yoksa? Belki de bir darbe oldu ruhumda tüm olasılıklar bir yerlere kaçıştı. Ağustosun son haftasında çöken o kötü sıcaklık, o yenilmişlik...Tüm pazartesiler, tüm aylar ve tüm yıllar önümde bir otoban. Sürekli hızlanıyorum. Her şey birbirine karışıyor, bulanıklaşıyor. Otobanda duramazsın. İlerlemelisin. Zamanı bir ip gibi bükemezsin, solucan deliğine sapıp başka bir gerçekliğe geçemezsin. Nerede değilsem orada mutluydum bir zamanlar. Artık oralar bile... Umutsuz bitirmemeli ya insan yazıları ya da çaresiz. Olumlarım genelde her şeyin sonunu ya... Öyle işte. Yaptım sayalım bir seferlik. Mış gibi yapalım.

8 Eylül 2014 Pazartesi

Elma meselesi

Ne tahirler vardı gerçek hayatta ne zühreler. Konuşma yetisi edinmiş dangalak elmalar diyarıydı tüm dünya. Şaire uyduk bizde elmanın da bizi sevmesi şart mı diye sorduk kendimize? Elmanın bizi sevmesi şart değildi. Elma kendi başına futursuzca olgunlaşıp çürüyüp ölmekte özgürdü. Elmanın bir seçimi yoktu. Materyalist bir meyveden başka bir şey değildi. Hasatına bağlı olarak ederini karşılayan herkes elmadan bir ısırık alabilirdi. Meyveler böyle şeyleri çok da umursamazdı normal olarak. Ben elma severdim. Düşüncelerimde elma vardı. Bencilce elmaya sahip olmak istedim. Param çıkışmadı. Beni sevsin diye beklemedim. Fakat kafama düşüp yer çekimini yeniden keşfetmeme neden olmasına da gerek yoktu.

1 Eylül 2014 Pazartesi

ceplerimde koca koca taşlar

   
 
          Kaf dağından aştım. Çölleri geçtim. Denizleri yüzdüm. Anka kuşuydum, kumdum, balık oldum. Tüm evlatlarımı yutarken, sonsuzdum. Zamanı iki şişe dolayıp ördüm. Çocukluğum,gençliğim,yaşlılığım hepsiydim. İki ters bir düz gittim. Tüm hikayeleri bilirdim, kendime bildirdim. Dünyada yeter yüksekliğe erişince, güneş tüm bal mumundan kanatları eritirdi, öğrendim. Hiç olduğumuzu bağırmana gerek yoktu, hissetmiştim.