Tüm cümleler kurulmuş, tüm şarkılar söylenmiş tüm güzel çocuklar büyümüştü. Ölenler bile olmuştu. 30 lu yaşlar kaybedişlerin senfonisi gibiydi. Bitişlerin, başlangıçlara endişeyle bakmaya başlamanın, konfor alanının dışına çıkmaktan korkmanın. Soğuk bir havada yünlü bir kazak giymek gibiydi.batıyor, kaşındırıyordu. Derilerimiz pençe pençe kızarıyor yine de sıcak ama ızdıraplı kazağı çıkaramıyorduk. Her yerimiz pişik olduğunda acaba kaç yaşında olacaktık. İlişkilerimiz ve işimizde yaşadığımız sıkışıklık belki de ana karnında yaşadığımıza en yakın olandı. Cenin pozisyonunda emekliliğimizi bekliyorduk. Yumurtalarımız ay be ay azalıyor rahmimizin son kullanma tarihini düşünmemeye çalışıyorduk. Büyüyünce kalplerimiz ölmüyordu da insafsızca küçülüyordu. Sevgimiz iki ayaklı yaratıklardan daha tüylü daha küçücük şeylere yöneliyordu. Kalpleri küçük insanlar, para, nefret bizim de kalbimizi ufaltıp bilyalara çeviriyordu. Biz de daha çok sakınıyorduk küçük hayati organı. Sevgileri yarınlara bırakmıştık bir diğer deyişle, hesaplı, riyakar ve tutarlı. Vapurların deniz üstünde kaydığı gibi zamanda soğuk bir taş gibi kayıyorduk.