24 Kasım 2015 Salı

nasıl da geçmişti bütün bir yaz.

 


            Hava sıcak, çok sıcaktı. Koltukta yarı çıplak oturmuş ayaklarını kolçaktan sarkıtmış tavana boş gözlerle bakıyordu. Birazdan kapı çalacak, garip bir adrenalinle açacaktı kapıyı. Kavga etmeye hazır açacaktı, Her türlü laf cambazlığına giyinip kuşandı. Gardını aldı, saflarını sıklaştırdı. Karşıladığı adamın erkek arkadaşı olduğu söylenemezdi. Aralarında bir sürü engel vardı. Kız bu kadar sorunu istediğinden emin değildi, adam kızı. 'Hem hiç anlaşamıyoruz' diye düşünüyordu sıklıkla kız. Ama belirsizliklerden de yorgun hissediyordu kendini. Tatile belkide bu yüzden bu kadar ihtiyacı vardı. Ne bitebilmiş ne de başlayabilmiş bir sürü ilişki vardı omuzlarında ve öldüremediği bir sürü adam. Bir yoga gurusunun da dediği gibi isim verilen her şey ölmeye başlar ya belki de hayatında tanımsız kalan insanlar ona ağır gelmeye başlıyordu artık. Olası zombi saldırısında yapabileceklerini tam sıraya soktu ki gerçekten kapı çaldı. Yerinden sıçrayarak kalktı otomattan dış kapıyı açtıktan sonra giriş kapısına ulaşılacak 3 snlik zaman dilimini aynaya şöyle bir bakmakta kullandı. Adam yüzünde samimiyetsiz bir sıkıntıyla kapıdaydı işte. Çok sıcak dedi. Hava sıcaktı, şehir sıcaktı, kızın kalbi sıcaktı tüm dünya da soğuk olan tek şey kızın elleri idi. Isınmaz şeylerdi bunlar. küçük olduğu halde narin görünmeyen sevimsiz şeylerdi. Ellerine yeterince bakarsa bir başkasının olduklarını itiraf edeceklerini düşündü. Adam hala sıcak konusunda saçmalamaya devam ediyordu. Hava ile ilgili şikayetleri son bulduktan sonra telefonunu çıkarıp bir oyun oynamaya başladı. Yine noktalanmamış, yine aklındaki diyalogları havada asılı kalıverdi. Yine ilgisizlikten kendiyle ilgilenmeye mecbur kaldı. İşini sordu, planladığı rotaları. Adamın tüm planları bilinen yolların dışındaydı. Kızın stabil hayatına tükürür gibiydi. İskeleye bağlı bir kıyı teknesiydi kızın hayatı. Sürekli surette evlenenler takılan çeyrekler vardı takvimlerinde. Adam küçümsedi. Pupa yelken gitmesi gerektiğini bildiğinden belki... belki de gerçekten sevemedi hiç kıyıyı. Yunusları önüne katıp yol almak varken bu sıkıntı yüklü, bu yapmacıklı ev oturmasında ne işi vardı. Sade kahveler yapılıp yalandan fallarda bakıldı.  Yol görürken kız gerçekten gidebilir miydi diye düşündü. Biliyordu içten içe ona ayrılan sürenin sonuna gelindiğini... Son kez aynı evi soluyup diyalog kurduklarını . Bunları erkenden bilmekten nefret ederdi de  elinden şaka yapmak dışında birşey gelmezdi. Gelmedi de .,.. Adam doğruldu tereddütsüz kapıya yöneldi. Çıktı gitti. Başlamayan şeyler bitmezdi. Kapı 1000 kez çarptı kızın içinde, aynı cama çarpan güvercin gibi öğrenemiyordu kız.  Akşamın başında yüklendiği adrenalin öylece kaldı. Tüm iç organları yok olup içini uzay kapladı. Yerden 1 parmak yükseldiğine yemin edebilirdi. Yarın dedi peygamberliğimi ilan edeceğim. Süzülüp evin koridorlarında yatağını buldu. Hava bıu kadar sıcakken sonsuza kadar uyumak pek de zordu...

19 Kasım 2015 Perşembe

Dilemma

           

           Dudakları gelen kışın habercisi gibi çatlaktı. Sanki gülümsemesine düşmandı da alt dudağı hain bir tuzak yerleştirmişti tam orta yere. Kız battaniyelerin altına gömülü karanlık göğe gülümsedi. Katman katman beton döşemelerin ardında göğü, göğün göğsündeki milyonlarca yıldızı görebiliyordu. Tüm yaşayan varlıkların küçük acıları dudaklarına toplandı. O da canının acısına aldırmadan güldü. Yola düşmenin hemen öncesi gibiydi. Yola asla çıkamaz hep düşüverirdi. Öyle plansız, korkak ve umursamaz. İsterdi ki her şey yoluna çıksın, başına kötü bir şey gelmesin. İsterdi ki önemli olsun. Hem gitmek isterdi dönmemecesine, hem kalmak sonsuza kadar, hem uyumak isterdi hemen şimdi, hem de uykuya kaybetmekten korkardı zamanı. Baktı ki olacak gibi değil, çareside yok. Farketti. Battaniyeyi burnuna kadar çekti. Gökyüzüne şöyle bir göz gezdirdi. Bir nefes aldı ohhhhh. Gülümsedi. Canı acıdı.

3 Kasım 2015 Salı

Bekliyorum Gelmiyorsun

   

          Çiçekler soldu. Ev batan güneşin insafına bıraktı benliğini. Güneşin kaçakları tüm gece yaratıkları saklandıkları yerlerden yavaş yavaş çıktı. Bir hummalı hazırlık, telaşeyle yiyebilecekleri her şeye saldırdılar. Çok değil sadece bir haftadır boştu ev. Hayat evden taşınalı yedi gün oldu. Ben çiçeklerle bekledim.
         Günler geldi, geçti. Ev boştu, çiçekler önce boynunu büktü. Sen gideli bir ayı buldu. Belki hala toparlanabilir , bir haşere uzmanıyla görüşerek ev kurtarılabilirdi. Perdeleri kapatırsam belki güneşin batışı odalara dolmaz evin içi sonbahar olmazdı.
         Ama kalkamadım yerimden, bir sene oldu. Çiçekler çoktan kurudu. Gün sürekli batıyordu. Bundan sonra sayma dedim kendime. Ben, bana yuva olamayan bu evde bir haşerat kolonisine yuva oldum . Israrla gelmedin. Yersiz bir inat, nedensiz bir ayak diremeydi bu.
        Ben BEKLEDİM...