29 Ağustos 2016 Pazartesi

iyi ki doğdun

   


             Bazen dışarıya doğru olmuyor içine doğru oluyor bazı şeyler... Dillendiremiyorsun dillendirirsen gerçek oluyor. Olmasın diye susuyorsun içine doğru büyüyor. İçine doğru bu kadar büyüyen şey acı oluyor. Telefon  rehberinden silemediğin artık ulaşılmaz numara oluyor. Sabahın erken bir saatinde ablandan gelen kaybettik mesajı oluyor. Onu da silemiyorsun. Kaybın kanıtı gibi saklıyorsun. Arada gerçekliğine inanmak için tekrar tekrar bakman gerekiyor. Yuvarlanırken kendi hayatının içinde kendi problemlerine kafa yorarken birden tekrar tekrar aynı şeyi yaşıyorsun. Kaybettik... Gerçekten kayıp oluyorsun. Olma diye tekrar düşünüp seni var ediyorum. Sonra diyorum ki belkide benim hafızamla, seni tanıyan hayatına dokunduğun herkesin hafızasıyla yaşıyorsun bir şekilde. Bu bana umut veriyor. Sonra tekrar çalışmaya dönüyorum. Hayatındaki olasılıklarını düşümde sana yaşatıyorum. Mutlu oluyorsun çok, istediğin herşeyi yapabiliyorsun. Seni bu kadar mutlu düşününce ben de biraz mutlu oluyorum. Çünkü seni seviyorum ve özlüyorum. 5 lülenden öpüyorum güzel arkadaşım, meslekdaşım melek oluyorsun, omzuma konuyorsun...

İyi ki doğdun Gökçe...
Özleniyorsun...

13 Ağustos 2016 Cumartesi

ulan kim bu hayatımın orta yerindeki insanlar?


     


            Çektiler, ittiler, konuştular, fikir istemediğim halde fikir beyan ettiler. Sabun köpüğünü geçmeyen muhabbetlerimiz neticesinde beni tanıdıklarını zannettiler. Bana kendilerini kusup, beni bir yorgunluğun içinde bırakıp gittiler. Her zaman orada değillerdi. Beni istedikleri zaman orada buldular. Tabiki beni çok severlerdi. Ben de olsam benim gibi bir salağı severdim. Kim bu hayatımın ortasındaki insanlar? yeni tanışılan adamlar, kadınlar? kimsiniz ulan siz? Amacınız ne tamamen kayıtsızlığa gömülmem mi? Öldürüyorsunuz beni farkında mısınız? Biriniz şaşırtın yalvarırım, biriniz beni gerçekten ağzınızdan dökülen o cümlelerle şaşırtın. Çok sıkıldım her şeyden, herkesten. Ergenliğimi geç yaşıyorum ve hepiniz ebeveynimsiniz galiba ve hiç biriniz beni anlamıyorsunuz.

yine buluşuruz...

         


            Hiç bir şeyin tekrarı yok aslında yine buluşmayız. Görüşürüz der görüşmeyiz. Yapalım bunu tekrar, özlemişim der birbirimize yalanlar sıralarız. Hayatlarımız ayrılır ve tavında dövülür. Biz dayak sersemi başka yerlerde başka insanlara yine buluşuruz der ayrılırız. Yollar çatallaşır, çıkmazlara kadar seçimler yaparız. Seçimlerimizin hiç biri tatmin edici olmaz ve olması gerekenin bu olduğuna inanmaya başlarız bir süre sonra. Sonra bir yaz günü hava aniden soğuduğunda çalıştığım ofislerin birinde bunları yazarım ben. İçimde öldüremediğim o naif yer yine buluşuruz der ama buluşmayız. Çünkü hayat böyle bir unutuştan ibaret. Düşüp kalktığında parçalanan dizlerinin iyileşmesinden ibaret. Zamanını para ve saçma sapan somut meşgalelerle doldurarak harcamadan ibaret. Dünyaya çarpmayan meteorları sırt üstü yatıp izlemekten bir dilek tutmaktan ve tutulan dilekleri unutmaktan ibaret. Gün gelecek şanslı olanlarımız yaşlı bir şekilde uyanacak aklına 5 sn de olsa yine buluşmadığı o insan gelecek. sadece 5 sn boyunca... Bunları torunlarına anlatabilecek olanlar biraz daha şanslı olacak sadece. Ama torunları da onları dinlemeyecek, ellerinde günün teknolojisine göre oyalayan ne varsa ona gömecekler ufacık başlarını. Ve işte biz yaşlılar hasetle bakacağız vurdumduymazlıklarına ve şu anki aklımla senin yaşında olsaydım diye hayıflanacağız.Neyse daha fazla uzatmadan yine buluşmayız adam, asla tekrar buluşmayız...

8 Ağustos 2016 Pazartesi

2 for tea, tea for 2

Kendimi demlenmeye bıraktım. Umarım acımadan biri ocağın altını kapar.

2 Ağustos 2016 Salı

Penpen pan

 



                Günler, aylar yıllar sonra artık umut dolu yazarım dedim. Bekledim o yüzden. Heyecan verici bir şey olur, dünya güzel bir yer olur dedim. Sadece korkutucu üzücü şeyler oldu. Gökyüzündeki 2. Yıldızdan yol tarifi alıp gitmeyi denemek isterdim ama tek bir mutlu düşüncem yok ki. Saklı öpücüğüm ve ben burada yetişkinler dünyasında yıl yıl mum üfleyip duruyoruz. Etrafımızda türlü felaketler gözümüzün ışığını biraz, biraz daha söndürüyor. Mutlu şeyler düşünemiyoruz. Savaştığımız korsanlara benzedik biz, biz olamıyoruz artık. Gölgemi kaybetmedim aslında. Çünkü ben kendimin kayıp bir gölgesiyim. Mutlu düşünceler neredesiniz? Ya da kendim sandığım kişi pencerem açık gel bul gölgeni!