Merhaba;
Tanışmış mıydık? Benim bir hayatım var biliyor musun? Kafamdaki her şey soru cümlesi farkında mısın? Merhaba tekrar. Görüyor musun, neler neler söylemişim sayfalar boyu. Yazmışım, çizmişim bazen kusmuşum bazen kurmuşum. Denemişim işte. Mişli geçmiş zamanı seviyorum. Yalancıktan gibi, birine duyurur gibi belki de. 27 yaşındayım ve hala deniyorum. Yanılıyorum, saçmalıyorum, düşüyorum, kalkıyorum, kapılıp koyveriyorum...Ama emin olduğum bir şey var tuvalimin bütün sınırlarını kullanıyorum. Renkleri saçmaktan çizgilerin dışına çıkmaktan korkmuyorum. Atacağım fırça darbelerini kusursuzlaştırmayı hayal ederek vakit kaybetmiyorum. Varsın en güzel resim benim ki olmasın. Varsın kompozisyonum kötü olsun ne fark eder ki? Kocaman bir insan tarihi müzesinde benim kıçı kırık tablomun karşısında zaman kaybetmeye onu inceleyip eleştirmeye değer mi? Hadi benimle başarısızlığın tadını çıkar. Kaybederken gül. Hadi herkesi affet. Ve eline kutunda hangi boya kalmışsa onu al ve boyamaya devam et benim gibi.
30 Ekim 2014 Perşembe
21 Ekim 2014 Salı
Seni yenicem İstanbul
Göğsünün 2 parmak altında acımasız bir kitle keşfedeli 2 hafta olmuştu. Bir SSK hastanesine geleli 10 dakika.
-Hasta değilim, diye mırıldandı. Gerekli işlemleri yaparken kusmak istiyordu. Korkuyordu. Yaşlanınca ölebilirdi insan. Şimdi değil. Kafasında dolaşan tüm korkularına rağmen sakin görünüyordu. Muayene için sıraya girmesi gerekiyordu. Tüm kibarlığıyla saat sabahın 8.30unda geldiği hastanede sırasını korumaya çalışıyor ama sürekli 'kısa bir şey' soracak insanlar önüne geçiyordu. Yarım saat geçmişti bile. Kayıt alan memur hastanede sağlıklı olduğunun üstünlüğü ve yaşadığı yoğun çalışma şartlarının nefretiyle sert, sevimsiz hareketlerle bitmek bilmeyen sırayı ilerletmeye çalışıyordu. 9.30da kaydolmayı başarmış doktorun kapısında bir sürü sabırsız ve rahatsız insanla beklemeye koyulmuştu. Her dakika kendine has kokusunun yerini hastane kokusu alıyordu. Sanki muayene olmayı beklerken hastalanmaya hazırlanıyordu. Hiç bir yere ve hiç kimseye değmemeye çalışırken, nabzı odaya giren çıkan her insanla biraz daha hızlanıyordu. Beklemeye devam etti. Aklına eğlenceli bir şeyler getirmeye çalışsa da yapamadı. Elleri hastanenin olmuştu bile. Demek ki artık kendine dokunmamalıydı. Kapının üzerine devletin avrupa standartlarında olduğunu belirtmek için yarım yamalak tutturulmuş, lcd ekran numaratör aynı insanda takılı duruyordu. Ağlayan sızlanan, hayatının tüm sorunlarını yanındaki yabancıya anlatanların uğultusu kulaklarını dolduruyordu.
-Hasta değilim, dedi yine kendi kendine. Yanındaki biraz yaşlıca teyze
-Ne dedin kızım? Sadece baktı teyzeye onunla konuşursa 2 haftadır korktuğu her şey gerçek olabilirdi. Kafasını önüne eğdi. Hastane ellerinden sonra kollarını da ele geçirmeye başlıyordu. Nihayet kapı açıldı ve kendini doktor hazretlerinin karşısında buldu. Günde kaç hasta baktığını şaşırmış ve artık robotlaşmış bu iyileştiriciye problemini anlattı.
-2 hafta önce göğüslerimi kontrol ederken bir kitle buldum. regl dönemine denk geldiği için 1 hafta geçmesini bekledim. Ama hala geçmedi.
- Tamam sedyeye geçin. Soyunup sırt üstü uzanın.
Doktorda ayıp yoktu. Soyundu, sırt üstü uzandı. Göğüslerine dokunan en sıradan eller sanırım bunlardı.
-Kolunuzu kaldırın.
Ne olur olmasın diye düşündü. Ne olur tanrım, ne olur olmasın. Doktor kitleyi bulmaya çalışırken bütün çıplak kaldığı zamanlar gözünün önüne geliyor, hiç birinin bu an kadar kalıcı bir anı olamayacağına üzülüyordu. Ne yapmalıydı hastaneden kurtulup gidip sevişmeli miydi? insan mutsuzken sevişebilir miydi? Ya da herhangi biriyle? Belki de tüm bu ön koşulları kendine koydu diye şu an aklına bu soğuk odanın dışında bir hatıra nüfuz edemiyordu.
- Giyinebilirsiniz. Ultrasonu görmeden bir şey söylemek zor ama düzgün bir şekli var kötü huylu olmayabilir. ultrasonu görmek lazım ama. Öğlene kadar çektirip sonuçları bana getirin. Sıra beklemenize gerek yok.
-Peki teşekkürler.
Odadan çıktığında göğüslerine kadar hastaneydi artık.Suratsız bir iki memura, şirret 1-2 hemşireye ultrason kağıdını gösterip yerini sorduğunda neredeyse bu ruhsuzluk yuvası yere ait olmadığını hissetti. Ama ultrasonun çekileceği kapının önünde sonsuz bekleyişine başladığında kaçamayacağını anladı. Sanki sonsuza açılıyordu bu kapı öyle bir beklemekti bu. Yanında oturan iki orta yaşlı kadın, ışın tedavilerinden, kemoterapiden, yan etkilerinden, ölenlerden, alınan göğüslerden, rahimlerden bahsedip hoş bir sohbet ediyorlardı. Sohbet ona ölüm, ölüm, ölüm diyordu.Bu şehre 10 sene önce ilk geldiği günü hatırladı. Aşık olmak için gelmişti buraya. Saçma ama gerçekten aşık olmak üzere İstanbul'a gelmiş sıradan bir taşralıydı. Her büyük şehir büyük olasılıkları getirirdi. Onun peşinde olduğu olasılık ise aşktı. Yolculuğuna başladığında emindi. Buradaydı aşk. 1,5 sene geç olsa da aradığı aşkı buldu. Fazlasıyla platonik olarak, neler yaşamamıştı ki bu yarımsak ilişkide. Aşkın tüm halleri bilfiil üzerinde deneyler yapıp, yerini depresyona bırakmış, kendini depresyondan kurtarması 3 yıl sürmüştü.
-3 yıl... dedi kendi kendine. Bu noktada geçen zamandan pişmanlık duymak için bile geç kaldığını hissediyordu. tekrarladı;
-3 yıl. Kendi memnuniyetsizliğine daldığı süre boyunca dünya zamanı ilerleyip 12 yi buldu. Artık hastalık ve ölüm konularından evlilik ve çoluk çocuğa geçiş yapan teyzeler arkadaşlıklarını pekiştirmek üzere birlikte çay içmeye kalkıyordu. Bazı kararlı müstakbel hastalarsa kapıdan ayrılmayı reddediyordu. O da reddetti. İkinci hayal kırıklığı sahne sahne gözünün önünde canlanıyordu. birinci perdede çok iyi arkadaştılar. İkinci perde de nasıl olduğunu anlamadan birlikte olmaya başladılar. Üçüncü perdede ise bunun asla tanımlanamayacak bir ilişkiye dönüştüğünü anlamıştı. Sahneye selamını yine yalnız vermişti. Sonrası işsizlik, alınan 8 kilo ve mutsuzluktu. Neyse ki küçük yalnızlıklarını düşünmek dünya zamanının hızlıca akmasını sağlıyordu. Odaya girip gün içinde ikinci kez soyundu. Aynı gün içinde göğüsleri ikinci kez tanımadığı bir insanın insafına kalmıştı. Ultrason cihazı üzerinde gezinirken yabancı sesler çıkarıyor. Kullanan doktor suratında değişmez ifadeyle ona bir şeyler soruyordu. Hiç aynı gün içinde iki kez bile sevişmemişti.
-Ölemem, diye mırıldandı. Göğüslerindeki jeli temizleyip üzerini giyindi.
-Sonuçlarınızı yan taraftan alacaksınız dedi doktor. Doktorun yüzünde bir cevap aradı. Ama adam daha o çıkmadan ikinci hastayı buyur etti. Sonucunu almadan bir çay, bir sigara içti. Belki de bu yüzdendi. Çaydan değil de sigaradan, bu yüzden bir tane daha sigara yaktı. Bir şeyler yesem mi diye düşündü, vazgeçti. Ayaklarına kadar hastaneydi artık.
Sonucunu alıp incelemeye başladı. Gördüğü şekillere hiçbir anlam veremedi. Üzerinde bir sürü garip latince isim olan bir rapor ve tombul göğüslerine saklanmış bilumum 12 minik kitlenin boy fotoğrafı elinde başlangıç noktasına döndü.Doktorun odasının boşalmasını beklerken yaşadığı en güzel şeyler aklına üşüşmeye başladı.Nasılda bir gecede başrol olmuştu. Her şey film gibiydi. Sıradan insanlara olmazdı böyle şeyler. İlk tanışma, ilk öpüşme , ilk gece her şey büyüleyiciydi. Sadece 2 ay boyunca. Sonrası dünyanın en sıradan sonu. Bir akşam işten eve geldi -ilişkilerinde kısa sürede sorgusuz buluşma rahatlığına erişmişlerdi- kapı açıldığında ikisinin değil üçünün bir ilişkisi olduğu gerçeğiyle yüzleşti. Kapıdan yalnız çıktı. Sonrası alınan 6 kilo ve göğüste bulunan büyükçe bir kitleydi. Sonrası hastane olan tüm bedeniydi. Sonrası doktorun odasından çıkan son hastaydı. İçeriye girdi. Doktora sonuçları uzattı.
-Hasta değilim, ölmemeliyim, aşık olmalıyım diye mırıldandı. Doktor sonuçlara göz gezdirdi ve...
11 Ekim 2014 Cumartesi
Nasılsın?
+Nasılsın?
- (Beni boş ver. Beni unutalım. Tarihte mevcudiyetimden iz bile kalmasın. Beni siktir et. Ben ne ki, bir şey olsun. O doğduğum gün, hani çok sevdiğim tarih var ya, onu sadece Deniz doğmuş diye kutlayalım. Ben o kadar azaldı ki. İçi dolmuyor. Siz olayım ben alıştığım gibi. Sen de biz ol, ben dışında kalayım. Denklemine katma beni. Tüm çarpımların sıfır olur. Kendine bölme beni, bulamayız parçalarımı. Toplama yapamayacaksan, beni kendine ekleyemeyeceksen iyisi mi komple çıkar sen beni. Bütün olayım dört işlem benim. Matematiğim abaküs hesabı. Akıl, zeka yok benim hesabımda. Sağlama işlemim hak getire. Sonucum yanlış, sen de lütfen gidiş yoluma puan verme. Ben sıfırım anladın mı. Sıfır. Muamma öncem, sonram. Ne bir zararım, ne faydam. Bunların ötesinde iyiyim. Duymak istediğin bu. İyiyim çok iyi. Şimdi sen nasılsın diye sormam gerekir aslında, çünkü bu bir diyalog. Çünkü hep ben konuşmamalıyım. Sana söz hakkı doğmalı ama iyisin. Sorsam böyle söylersin. Sıradan cevapların alt metinsizliği beni delirtir. Düz konuşmalar, gereksiz detaylar... Derinliksiz ve yavan gelir. İçine içine bir şeyler saklıyorsun gibi gelir. Ya da öyle olsun diye umarım. Aklımda bir viyadüksün çünkü köprüleri benim kurmam gerekir. Çaba sarfetmem gerekir. Çok konuştum ya yine, fazla süsledim ya anlatacağımı, utandım ya yine tüm bu kelime kusmuğundan. Susamadım, serin kalamadım, o kadın olamadım işte. Tüm bunlara kocaman bir neyse. Neyse...) iyiyim. Sen nasılsın.
+ iyi .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)