15 Ekim 2013 Salı

Düşün bence

Durup düşün;
Cinsiyetin cinsin üzerine.cinsiyetin bağlamında öğretilmiş tüm şeyleri durup düşün.yaratılış efsanende, inancında cinsine yüklenenleri düşün. Kadın olmayı erkek olmayı düşün.kutsal mitleri,toplumsal dayatmaları düşün.gece yalnız başına dışarıda isen kötü erkek dünyanın başına getirebileceklerinin korkusunu düşün.kötü erkek bir dünyada yaşadığını düşün. Kendi dünyanda ikinci sınıf olduğunu (pozitif) önekli ayrımcılığı düşün. Kadınlar,kadınlarımız başlıklı şoven seksist deyişleri düşün.bir açıklama getirilirken bile aitlik eki alma zorunluluğunu düşün. Düşün ki düşündüğün her şeyin ataerkil öğretiden öğrendiğin bağlamda olduğunun farkına var. Düşün ki felsefik becerilerinin tarihte yer bulamayacağının farkına var. Helenistik döneme de paganist döneme de fazla gelen kadınlığını düşün. Cadı avlarını, aklı fazlaca çalışan hemcinslerinin bertaraf edilişini düşün. Bir tutam deha örneği gösterdiğin vakit histeri tespitiyle lobotomi uygulanmış güzel beynini düşün.senin kendinden şüphe etmene neden olan tüm toplumu, toplum içinde eriyik tüm kadın ve erkek akıllarını düşün. Bunları düşünürken bu dünyadan olmadığını varsay denklemin dışına al kendini. Farzet ki çok uzak bir galaksinin küçük bir yıldızından yorumlamaktasın tüm düzenekleri. Farzet ki sen bir tanrısın bu düzenekte. Yaratıcısın en nihayetinde. Ben düşünemedim ama lütfen sen düşün...

10 Ekim 2013 Perşembe

Gibberrish

Bundan böyle yollarımız ayrı dedi,
Uyur iken uyanmamacasına, gözleri açık gitmek gibiydi.
Gözleri açık gider miydi?
Ağırlığına karşılık hatalarını tarttı.
Hataları ağır geldi.
Tahterevalli tarttı beni üzerinden fırlattı.
Gözsüz bir adada hem göz bir insan vardı.
Ulaşamadı, erişemedi.
Olmadı, onmadı,
Ayrılmadı etinden kemiğinden acı.
Çivi çiviyi söker dedi
Çaktı çekici üzerine üzerine
Gözleri patladı, düştü yerlere...
Zevk aldı, duydu...
Yaşıyordu...

U&I NOT US!

Yalnızım her zaman ki gibi...
Daha fazla söze gerek var mı; yoksa sızlanıp durmayı mı deneyeceğim yine bilmiyorum.Sanırım sonsuz sızlanma kapasitemi zorlayacağım. Yine...
Evde tek başıma, yarı kapalı gözlerle yediğim çikolatanın pişmanlığıyla, üzerimde neden örtülü olduğunu bilmediğim battaniyeyle tek başıma buraya bunları karalamaktayım. Bundan 500 yıl sonra bu kalebodur kaplı çirkin betonarme apartman ve buna bağlanmış tüm iyi-kötü insan ilişkileri, yeryüzünde bir toz zerresi haline geldiğinde, ben sanki hala bu salonda tek başıma oturur olacağım.

Kaç uygarlık yıkıldı. dünya kaç armegeddon yaşadı.İnsan virüsünü her silmeye çalıştığında geri geldi insan.Yapıştı kene gibi, emdi, iliğini kemiğini sömürdü, yamandı dünyaya.Yine silkinip, silmeye çalıştığında insanı dünya -500 yıl sonra- ben ve yalnızlığım bu uyumsuz iki kişi oturacak burada. Bilmediğim diller, dualar ve hiç bilmediğim her şey arasında tek başıma oturur olacağım. Bir dakika, yalnızlığım vardı. Aslında yalnızlık-(ı)m değildi, değil mi?Çok eşli bir birliktelikti bu, dolayısıyla o bile benim değildi. Benimle otururken aslında onunla uzanmakta, kim bilir başkalarıyla neler neler yapmaktaydı. Hülasa, kovsan gitmeyecek biriydi bu; kapıyı kapardın üzerine, kayar gelirdi, anahtar deliği, eşik yüksekliği demezdi, sızardı. Mecbur kaldığın poligamiden kaçamazdın uzağa. Geldi, aldı içeceğini, oturdu yanıma, biraz askıntı oldu, bir eli bacağımda dolaşmaktaydı. 500 yıl sonrasını fısıldadı bana. Söz verdirdi, sözleştik dedi. Sen ve ben dedi, yanağıma dokundu, saçlarımı sevdi,
SEN
             ve 
                       BEN 
                                     ....