22 Nisan 2013 Pazartesi

Akşam yemeği

Çek ve at...

Gittiğimiz yerlere bir daha gidememek, geçtiğimiz anlara bir daha dönememek...
Zamanın en büyük hilesi bu değil mi?
Aslında yaptığımız herşey çek-at. Hayat bir göz kırpışı kadar mesafede, hiç bir an yavaş çekimde geçmemekte istediğimiz kadar. İçinde bulunduğumuz her sorun yumağı çek ve at.Tekrarı mümkün mü aynı duyguların ya da aynı denemelerin? Sıradanlaşma, aynılaşma diye bir şeyin olmadığını ne zaman fark edecek insanoğlu? Durumlar sıradanlaştığı ölçüde sen farklılaşıyorsan kim sıradan olduğunu iddia edebilir yaşadıklarının. Eskiden istediğim pürleşme belki de sadece bir ütopyaydı. Ütopyalar kurulu hayaller ya, ütopyamı gerçek kılarsan eğer mutsuz etmez misin beni? Ya da hayal gücümü eğitmeye daha uzağını kurgulamaya mı yardımcı olmak niyetinde zaman.
Kafamdaki soru işaretleri o kadar yer kaplar oldu ki bir yemekli davet verdim. Davetliler arasında Zaman, Şehir vardı.
Şehirle tanıştık. Birbirimize gelip gittiğimiz olmuştu. Hep kaliteliydi birlikteliğimiz. Birbirimizi hayal kırıklığına uğratmadığımız, saygı duyduğumuz uzun yıllar olmuştu. Ama Zaman güzel miydi çirkin miydi tahayyül bile edemiyordum. Sadece konuşmamız gerekiyordu. Biraz korkuyordum ama buluşma kaçınılmazdı. Kaçmamalıydım. Yemeği hazırlarken heyecanımı kontrol etmeye çalışıyordum. Güzel bir sofra olacak Şehir çok memnun kalacaktı. Peki Zaman? Saatler 19.00 olmuştu bu da ilk intiba için toplam yarım saatimin ancak olduğu anlamına geliyordu.Ben bunları düşünürken kapı çalmaya başladı.
Erkencileri sevmezdim gelen Zamandı.

14 Nisan 2013 Pazar

Bloody sunday



Pazar günü yine başladı. Sabahının ilk ışıkları ile birlikte kentin kapısından aynı koyu kıyafetli, aynı karamsar, aynı küf kokulu adam geldi. Her pazar gelirken mutlaka ama mutlaka insanın birden fazla duyusuna hitap edecek şekilde kendine çeki düzen verirdi.Her pazar farklı ama her pazar sıkıcı olmayı istikrarlı bir şekilde sürdürmekteydi.Kentin kapısından süzülüp evimin alışıldık yolunu bulması çok sürmedi. Uyuyamadığım yatağımda 5 e kadar saydım ki kapı çalındı.Çıplak bacaklarım battaniyenin sıcağından ayrılmamakta pek fazla ayak diretemedi. Kapıya giden yol uzun ve soğuktu. parmak ucuna yükselip yerle temasımı minimuma indirip hızlıca kapıya yöneldim. Meraksızca kapıyı açıp yatağıma geri döndüm. Kapıyı sertçe kapattığını duydum. Adım sesleri ağır ağır odama doğru ilerliyordu kapıyı görüşümden çıkarmak için sırtımı döndüm. Dünyada ki tüm oksijeni içine çekmeye çalışır gibi sesli sesli nefes almakta hiç konuşmamaktaydı. Bu bir taktik olmalıydı kimse bu kadar derin nefes alamazdı alması için neden yoktu. Böyle nefesler için tasarlanmamıştı insan ciğerleri. Canım istemeyerek döndüm. Yüzünde silinmesi zor bir sırıtışla bana baktı sadece.

-Yine pazar hiç sektirmiyorsun.
+Seni sadece pazarları seviyorum biliyorsun
-Ne mutlu bana, bunları söyledin ya hayatım şimdi muhteşem oldu.
+Hiç bir pazarının muhteşem olmayacağını ikimizde biliyoruz.Şimdi benim için o yataktan çıkman lazım yapılacak işlerimiz var.
-Hep aynı, hep aynı...

Söylenerek yataktan kalktım. Pazar günleri giyinmeyi oldum olası sevmezdim, üzerime dünden çıkardığım ne varsa geçiriverdim. Beraberce salona geçtik televizyon açık dünyanın en saçma programı oynamaktaydı. Oturduk ve pazar başladı.

12 Nisan 2013 Cuma



           Tüme başlamak için güzel bir saatti. Bana 5 kalmış benliğim aynalara bakmış şöyle bir süslenmişti.Zamane dertlerinden öyle arınmış öyle telaşsız kalmıştım ki bu saatte, dünyanın bütün fitne fucur zihinleri telaşla sinirlenmişti.Sanki elimde kocaman bir elma vardı da bu elma, aldığım her ısırık sonrasında tamlanıyordu. Ben bu ruheti harikaya erdiğim vakitte, tam bana bir kala kapı çaldı. Tam zamanındaydı; ne erken ne geç. Kapıyı açarken müslin elbisem hışırdadı gelenle yarışa girmişçesine süslüydüm.
   -Hoşgeldin, dedim.
Evi rahatlığında geçip yayıldı salonuma.Geçkince bu kadın tazeliğime inat frapan ve şuhtu.Sanki ben olamayacağını bildiğinden bambaşka olmaya karar vermişti. Oysa ilk karşılaşmamızda onun da üzerinde müslinden bir gecelik ve çıplak bir surat vardı. Yo bu kadar terbiyesizlikte olamazdı, benim özene bezene hazırlandığım buluşmamıza akşamdan kalma gelmek hiç yakışmazdı. En nihayetinde saat ben olmuştum biraz özen göstermesi gerekirdi.İlk çay servisini yapana kadar hiç konuşmadı, kafasını toplaması için biraz zaman verdim. Tüm perişanlığına rağmen hala pek güzeldi. Onun yaşına varabilip o olabilmek isterdim ama olamayacağımın bilinciyle pek de umut etmedim.

-Anlat bakalım İSTANBUL , dedim.

Kenarında öpücükler sakladığı dudakları sadece benim için kıpırdadı ...