Gittiğimiz yerlere bir daha gidememek, geçtiğimiz anlara bir daha dönememek...
Zamanın en büyük hilesi bu değil mi?
Aslında yaptığımız herşey çek-at. Hayat bir göz kırpışı kadar mesafede, hiç bir an yavaş çekimde geçmemekte istediğimiz kadar. İçinde bulunduğumuz her sorun yumağı çek ve at.Tekrarı mümkün mü aynı duyguların ya da aynı denemelerin? Sıradanlaşma, aynılaşma diye bir şeyin olmadığını ne zaman fark edecek insanoğlu? Durumlar sıradanlaştığı ölçüde sen farklılaşıyorsan kim sıradan olduğunu iddia edebilir yaşadıklarının. Eskiden istediğim pürleşme belki de sadece bir ütopyaydı. Ütopyalar kurulu hayaller ya, ütopyamı gerçek kılarsan eğer mutsuz etmez misin beni? Ya da hayal gücümü eğitmeye daha uzağını kurgulamaya mı yardımcı olmak niyetinde zaman.
Kafamdaki soru işaretleri o kadar yer kaplar oldu ki bir yemekli davet verdim. Davetliler arasında Zaman, Şehir vardı.
Şehirle tanıştık. Birbirimize gelip gittiğimiz olmuştu. Hep kaliteliydi birlikteliğimiz. Birbirimizi hayal kırıklığına uğratmadığımız, saygı duyduğumuz uzun yıllar olmuştu. Ama Zaman güzel miydi çirkin miydi tahayyül bile edemiyordum. Sadece konuşmamız gerekiyordu. Biraz korkuyordum ama buluşma kaçınılmazdı. Kaçmamalıydım. Yemeği hazırlarken heyecanımı kontrol etmeye çalışıyordum. Güzel bir sofra olacak Şehir çok memnun kalacaktı. Peki Zaman? Saatler 19.00 olmuştu bu da ilk intiba için toplam yarım saatimin ancak olduğu anlamına geliyordu.Ben bunları düşünürken kapı çalmaya başladı.
Erkencileri sevmezdim gelen Zamandı.