21 Mart 2014 Cuma

Bu gece

Bir rengi olsaydı bu gecenin kesinlikle katran kara olurdu. Gökyüzünde ay yok eminim hava kapalı. Bir ismi olsaydı bu gecenin ismi alfabenin en uyumsuz harfleriyle dolardı. Bir şiir olsaydı bu gece uyaksız ve redifsiz olurdu. Ben biri olsaydım bu gece uyuyor olurdum. Yaşasaydım gerçekten aşk olurdum. Mutlardan mutlu olurdum. Resimler yapar, şarkılar söyler sıcacık olurdum. Ruhumun tinini bulur göz bebeklerimden dışarıya akıtırdım. Sıkıcı ve kasvetliyim. Paletimden renkler seçip geceyi boyayabilsem, ellerimin soğukluğunu geçirebilsem, kırıklarımı bir ameliyatla aldırabilsem belki tam olurdum. Kayalıklara çarpsa bu gece, bu gece dağılsa dünyanın binbir köşesine. Sonra yaşayan ben çıksa bir yerlerden ve başlasa bir maceraya. Arasa, bulsa birleştirse. Tedavi etse bu geceyi. Bu gecenin iyileşmeye ihtiyacı var. Eksiklerinin tamlanmasına, düzgün bir anlaşmaya, ortak paydada buluşmaya, kemikleşen ön yargıların kırılmasına, büyük değişime. Huzursuz bir ölü bu gece. Dua etsem geçer mi bu gece. Ölüm ol hemen ol gece.

20 Mart 2014 Perşembe

Balinalar bile ölüyor

 


     Saat  beni geçiyordu, zaman hızlanmıştı. Gökyüzünden bir parça koparıp ağzıma attım. İş benden çıkmış, evine gitmişti. Ben yerimde kalakalmıştım. Yüzümle sırtım arasına yine dünyalar girmiş yine kendime uzak kalmıştım. Küçük sancılarla beni şaşırtın dedim. Hepiniz bir olun ve yağın üzerime çünkü.. gün çok sıkıcı... Ellerim yine aynı, ayaklarım yine yere köklenmiş. Gün çok sıkıcı dedim. Hep çok sıkıldım ben dedim. Günü gece yapalım ve tüm yorgunluğu üzerimizden atalım dedim. Sıkılınca zamanı değiştirirdim. Evreni oluşturan sicimler titrerdi ya da parçacıklar bir kıpırdanırdı normal şartlarda. Bilmiyorum ben fizikçi değilim dedim. Evrenin gizemini çözmeye hiç niyetim yoktu ben, ben daha kendi gizemimi çözememiştim. Gizem diye bir ilkokul arkadaşım vardı benden çok , daha sevimliydi ama artık yoktu. Bir sürü insan geçip gitmekte devam ediyordu. Çok konuşmuştum yine dudaklarım dilimi ayıplıyordu. Sussana diyordu sus. Sonra yine aynıydı her şey. Gün çok sıkıcıydı, midem bulanmış gökyüzü kusmuştum tüm ofise. Nasılsa akşam Songül Abla gelir temizlerdi. Varoluşçu bulantılarımla, gün sıkıntımla tüm ofis hayatının içine etmiştim. 27 yıllık bu hamilelik çok fazlaydı. Kendimden yeni bir ben doğurmanın sancısı çok büyüktü. Bana küçük epiduraller verindi. Çok istemek istiyordum, çabalıyordum olmuyordu. Gecenin köründe yatağın ortasına oturup kendime fısıldadığım gibi dedim balinaların bile öldüğü bir dünyada neden korkulurdu ki. Balinalar bile ölüyordu. Belki derin nefesler alıp tüm okyanusu içimde korumam gerekiyordu. Belki balinalar bir şekilde kurtulurdu. Yanlız değil yalnız idi. Yanlı bir yalınlıktan söz edilemezdi en nihayetinde. Akşam artık spora gitmeliyim dedim sakince. Herkes idi her kez yapılmamalıydı aynı hatalar. Ya ve-da olmalıydı. Şart mıydı? 'Gök' yüzü kafa yapıyordu. Bağımlılıktan kaçınmalı daha geç olmadan kaçılmalıydı.

18 Mart 2014 Salı

I put a spell on you

           İlkokulda benden 4 yaş büyük erkek çocuklarına sataşıp onları hırpalardım. Onlarda bana cadı derlerdi. 'Nazlı'nın kardeşi tam bir cadı'. Bana cadı demeye devam ederlerdi daha çok sinirlenirdim. Küçücük boyumla kafa tutardım hepsine beni küçük gördüklerinden bir ikisini haklamışlığım bile olmuştu hani. Onlardan bir şekilde dövüşerek intikamımı almıştım. Bu biçim hiç değişmedi belki de. Sadece ben dövmedim kimseyi. Bilinç altıma ekilmiş bir zarar görmemeliyim düşüncesi... Belki de lanetlenmişimdir. Dövdüğüm çocuklardan biri lanetlemiştir beni. Ama ben lanetlerimi biliyorum. Sadece 1 adet de değiller. Özellikle o sonuncusunu...
        Biliyorum lanetlendim ben. Biliyorum adım gibi eminim. Kim tarafından lanetlendim biliyorum. Peşimi bırakmayan hayaleti tanıyorum. Aksine birbirimizi öldürmedik biz hayaletle, kavga bile etmedik adam akıllı. neticede başlangıç noktasına dönmüş ama 2000 tl almadan geçmiştim ben. Hapisten kurtulma kartım vardı 2 adet elimde sıkı sıkı tuttuğum. Ama hayalet duvarlardan geçerdi. Söylediğim yalanları ortaya çıkarır beni kendime karşı küçük düşürürdü. Tepemden gaz bombaları geçerken elinden tutuğu öz güveni düşük bir başkasıyla önümden geçerdi. Benim de öz güvenim düşük olduğundan üzülürdüm. İyi birine benziyordu. İsmini bilmek istemezdim o kızın biraz bana benziyordu çünkü. Bir tutam nefret katılmış halimdi sanki. İsmini bilmek istemedim o kızın, hiç kıskanmadım, hiç ilginç gelmedi... Kesinlik yoktu. Eksik bir şey vardı bende. Hep mi kayıptı hayalet mi kaybetti bilemiyordum. Üç kere şeytan aldı götürdü satamadan getirdi dedim farklılık olsun diye bekledim olmadı.Noktaydı bir arkadaşımın tanımına göre eksiğim, ben bulamadım o söyledi. Benim gibi defterlerin son sayfasını daha sonra, daha iyi bir şey yazabilirim diye boş bırakan ya da daha iyisini yazabilirim diye sonlanmamış bir sürü hikayeyle dolaşan bir insanın zaten noktayla arasının iyi olamayacağı aşikar değil mi?

11 Mart 2014 Salı

Güzel şeyler yazmak istiyorum

Güzel şeyler yazmak istiyorum. Kelimeler yanyana geldiginde umutlu cümleler inşa etsin istiyorum.Bir dükkana sığınmak istemiyorum evimin yolunda. Hayatımın tehdit altında olmasını istemiyorum ekmek almaya çıktığımda. Elbette yaşamak istiyorum sonsuza dek. 14 yaşımı yatarak geçirmek istemiyorum. Aşık olmak istiyorum, aşık olunmak, sevmek istiyorum bu ülkeyi, bu insanları, herşeyi sevmek istiyorum. Çünki umut inşa etsin istiyorum kelimelerim. Benim gibi umutlu baksın istiyorum geleceğe. Biliyor musun ölünce pekte umutlu bakılamıyor geleceğe. Cümlelerim gece kondular gibi, kırık dökük harabe gibi. Sevmek imkansız gibi, aşık olmakta. Benim o kıymetli biricik başıma çarpan, o kapsülün bıraktığı bir kesin, kara nokta...bir umutsuzluk var cümlemde. Olmasın istiyorum...Ben ayağa kalkamıyorum... Sen benim için de kalk istiyorum...

7 Mart 2014 Cuma

Biraz benden bahsedelim

Biraz benden bahsedelim. 27 adım attım bazıları ileri bazıları geriydi. Çoğu geriydi 2 adım gittiysem 5 adım kaçtım. 5 adım kaçarken arkamda ekmek kırıntıları bırakmadım. Tüm ormana bırakılan çocukların bulunma umuduna karşın malecefent benzeri dikenden duvarlar ördüm ardımda. Hayatımda hiç aynı yoldan gidemedim bu sayede. Bir gün dosdoğru davranacağım dedim. Bir gün duvarsız kapısız olacağım dedim. O gün geldiğinde kendi duvarım gibi bir duvarla karşılaştım. Duvar benim değil banaydı. Sonsuz sevme kapasiteme idi. Bu duvara bir daha rastlamamak için daha çok diken çıkardım. Konuştuğumda ağzımdan kurbağaların fırlamasına engel olamıyordum artık. 27 adım atmış adımı bir başka söyler olmuştum sıradan insanlara. Kötü ve acımasız olmaya çabaladım ama olmadı. Çok konuştum başka insanlarla, çok güldüm çok eğlenir oldum. Sandım ki çok eğlenirsem başkalarıyla çok gülersem içimden taşan gri ses susar sandım. Aksine kimsenin duyamayacağı bir fısıltı halinde kulaklarımda uğulduyordu artık. Ben hep yanılıyor kendi dikenlerime duvarlarıma tosluyordum. Gerçek herkesin istediği birşey değildi bunu yakın zamanda öğrenmiştim bende.