15 Aralık 2014 Pazartesi

Her şey ve Hiçbiri





      Aldım, verdim, ben seni yendim...
 

      Bir oyunda dokunulmazlığı elde etmiş gibi... başka birine dokunamamak gibi...
Eskiden önemliydi iz bırakabilmek. Varoluşunun bir ifadesiydi. İnsani bir hatırlanmaydı. Dokunurdun birine.Dokunmak işteş bir eylemdi. Sen birine dokunduğunda o da sana dokunmuş olurdu. Kriminal izler bırakabilirdin ve bu gerekliydi. Çünkü katili katil yapan maktulün üzerinde bıraktığı izlerdi. Ölürdün, uyanırdın ölümden, izlerinle daha güzel olur, daha canlı olurdun. Şimdi bir dokunmama telaşı. Bir aidiyetsizlik hevesi. Ne zaman bu kadar korkar olduk dönüşmekten, ne zaman bu kadar sevdik kendimizi ve kıyamadık zorunlu değişime? Tenimizle tinimiz ne zaman bu kadar ayrı düştü birbirinden ve tenimize dokunan şey tinimizde hiç iz bırakmadı. Tene dokunmak kolaylaştıkça unuttuk mu asıl bizi? Her anlamda özgürleştiğimizi düşünürken aslında yalnızlaştık mı? Uçsuz bucaksız ihtimalleri olası bırakmak için seçmedik mi hiç birini? Oynamadığımız tüm oyunlarda kazanma ve kaybetme olasılığımız eşitti sonuçta. Kaybetmemek için oynamamayı seçtik belli ki. Yeni kelimeler yaratırken hislerimizi açıklamak için seyreliverdi anlatmak istediklerimiz. Yarım yamalak ve korkak ifadelerimizle mutsuzduk ama keyfimiz yerindeydi. Garip insanlar olduk çıktık. Fazla akıllı, fazla tedbirli...Hayat standartlarımızı yükseltirken, konfor alanımızda kaybettik gerçek duygularımızı. Ne korkunç yaratıklar olduk. Sıkıntı bir canavar gibi boğazımıza yapışmışken tüm hayatımızı umarsız gözlerin önüne serdik. Bir veya bir sürü izleyiciydi bizim soluk alış verişimizi kesmememize neden. Şarj edilebilen canlılara ne zaman dönüştük? Ne zaman sevebileceğimiz insanları birlikte güzel fotoğraf verir miyim diye düşünerek seçmeye başladık? Hepimiz fotoğrafçı, hepimiz yazar, hepimiz filozof hepimiz her şeydik. Ve hiçbiri...

     İronik, biliyorum. Bunları bir bloga yazıyorum. Ben de farklı değilim çünkü. Sadece yarım yamalak bir insan olmaktan suçluluk duyuyorum. Söylemeye cesaret edemediklerimi şakaya vurmaktan, kimsenin benim üzerimde sıyrık dahi bırakamamasından, çok akıllanmamdan fazla akıllanmamdan nefret ediyorum. 17 yaşında günlüğüne '3 yıl geçmiş juliet olmaktan' yazan o kıza ne olduğunu merak ediyorum. Belki de hala buradadır da saklanıyordur. Ne de olsa 13 yıl geçmiş Juliet olmaktan...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder