23 Mart 2015 Pazartesi

bir kaç saatin tasviri


        Tarlaların ucunda, küçük bir çam koruluğunun kıyısında bulunan Balonshka evi, tek katlı olmasına rağmen olduğundan büyük görünür, insana bir güven ve huzur duygusu verirdi. Salonundan çıkan büyük bacası yaz kış tüterdi. Kışın esen rüzgarları saklayan çamlar, yaz geldiğinde bu taş evi diri ve zinde tutardı. Belki de bu yüzden bu evdeki hiç kimse yaşını göstermezdi. Herkesin suratı gergin canlı, parlaktı. Evin kralı, Kral Alexsey Balonshka çevredeki tarlaları işletir ve ürünleri satardı. Karısını kaybettiği kazadan kendisine de ehvamlar ve şüpheler kaldı. O zamandan beri her işine en büyük çocuğu Yulya'yı koşar kendisi odasından çıkmazdı. Gün boyu tüm işlerine kah öyle kah böyle yetişir, çamların uğultusuyla gelen çocuklarının patırtısıyla, her kalkışında topladığı yatağına dalarak ev sahnesindeki yerini alırdı.
          Hepsi babalarının bu huyunu bilirdi ancak kimse bu zamana  kadar Alexey Balonshka'ya neden yatakta olduğunu sormamış, onun kendi yarattığı oyunu bozmamıştı. O babalarıydı. Bugün kafası fazlasıyla boştu. Kafasının içindeki boş sesin gri yankısını duymamak için evin kuzey kutbundan güney kutbuna uzun yolculuklar yaptı gün boyu. 10 yıldan sonra  ilk kez bu kadar hareket etme isteği içindeydi. İlk defa evin arka kapısını açıp o büyük ve eğri burnunu dışarı çıkarmayı başardı. Kapıdan uzamış olan o kırmızı koca burun... Rüzgarı ve ıslak toprağı kokladı çabuk, çabuk. Birazdan çocuklar gelir diye kısa bir süre bir tilki gibi süzdü etrafı. Çocukluğundan beri garip bir insan olmuştu. Sıradan şeyleri saklar, kendini gizemli yapardı. Belki de her şeyi paylaşmayacak kadar bencil bir insandı. Bu esnada çocukları, keyfi bir yürüyüşe uymuş salına salına yol alıyorlardı. O da daha fazla düşünmeden bu güzel günü içine çekmeyi sürdürdü. Daha fazlasına niyetlenmeden, kalın ceviz kapıyı kapadı ve terliksiz üşüyen ayaklarına bakakaldı. Uzun uzun kendine bakmayalı olmuştu epey. Ayakları akıl olmaz bir biçimde yabancılaşmıştı. Sorunun ne olduğunu anlayamadı. Bir iki asker adımı attı. Rap, rap...Bu değişikliğin yarattığı dehşetli ifadeyle aynaya koştu. Üzerinde siyah  noktaların peyda olduğu küçük aynayı asılı olduğu yerden çıkardı. Her gün yüzünü görüp traş olduğu bu aynayla şimdi uzun zamandır bakmadığı bir şekilde araştırmaya koyuldu bedenini. Bu şaşırtıcı yeniliğe öylesine dalmıştı ki çamların uğultusuna eklenen çocukların patırtısını fark edemedi. Evde olması değil yok olması gerekiyordu. Aceleyle dolaplara tıkıştırılmış malzemeleri karıştırdı. Çuvalların arasında sarılı güçlü çuval iplerini buldu. Ölmeliydi hem de hemen şimdi...Tavandaki kara kancaya elinde sıkılaştırıp ilmek haline getirdiği ipi yerleştirdi. Çocuklar gelmeden ölmeliydi. Son kez aynaya baktı, ipi boynuna hızlıca geçirdi. Ayağının altındaki tabure hafif hafif sallandı. Ayna sarsıntıyla yere düştü, çocuk seslerinin uğultusu evin tüm boşluklarına yavaşça doluşmaya başladı.

...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder