14 Nisan 2013 Pazar
Bloody sunday
Pazar günü yine başladı. Sabahının ilk ışıkları ile birlikte kentin kapısından aynı koyu kıyafetli, aynı karamsar, aynı küf kokulu adam geldi. Her pazar gelirken mutlaka ama mutlaka insanın birden fazla duyusuna hitap edecek şekilde kendine çeki düzen verirdi.Her pazar farklı ama her pazar sıkıcı olmayı istikrarlı bir şekilde sürdürmekteydi.Kentin kapısından süzülüp evimin alışıldık yolunu bulması çok sürmedi. Uyuyamadığım yatağımda 5 e kadar saydım ki kapı çalındı.Çıplak bacaklarım battaniyenin sıcağından ayrılmamakta pek fazla ayak diretemedi. Kapıya giden yol uzun ve soğuktu. parmak ucuna yükselip yerle temasımı minimuma indirip hızlıca kapıya yöneldim. Meraksızca kapıyı açıp yatağıma geri döndüm. Kapıyı sertçe kapattığını duydum. Adım sesleri ağır ağır odama doğru ilerliyordu kapıyı görüşümden çıkarmak için sırtımı döndüm. Dünyada ki tüm oksijeni içine çekmeye çalışır gibi sesli sesli nefes almakta hiç konuşmamaktaydı. Bu bir taktik olmalıydı kimse bu kadar derin nefes alamazdı alması için neden yoktu. Böyle nefesler için tasarlanmamıştı insan ciğerleri. Canım istemeyerek döndüm. Yüzünde silinmesi zor bir sırıtışla bana baktı sadece.
-Yine pazar hiç sektirmiyorsun.
+Seni sadece pazarları seviyorum biliyorsun
-Ne mutlu bana, bunları söyledin ya hayatım şimdi muhteşem oldu.
+Hiç bir pazarının muhteşem olmayacağını ikimizde biliyoruz.Şimdi benim için o yataktan çıkman lazım yapılacak işlerimiz var.
-Hep aynı, hep aynı...
Söylenerek yataktan kalktım. Pazar günleri giyinmeyi oldum olası sevmezdim, üzerime dünden çıkardığım ne varsa geçiriverdim. Beraberce salona geçtik televizyon açık dünyanın en saçma programı oynamaktaydı. Oturduk ve pazar başladı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder