17 Temmuz 2013 Çarşamba

to be continued...

Elleri klavyesinin üzerindeydi her zamanki gibi.Elektronik icatlarla hiç anlaşamasa da işi ellerini hep klavyenin üzerinde gezdirmesini gerektiriyordu.Hava sıcak olduğundan klima amansızca çalışıyor, ve yarattığı sürekli gürültü diğer elektronik cihazlarınkiyle birleşip kulaklarından beynine doğru batıyor, batıyordu.Sürekli bir ses var dedi. Bilgisayarının takıldığı bazı anlarda bu seslere isimler verir bir daha duyduğunda onları bilir tanır olmaktan eğlenirdi.Bilgisayarı işte yine takılmış o gri sesi çıkarmaktaydı. bu ses olsa olsa gri olurdu, başka bir sese benzemezdi gri bir ses, sıkıcılığın aksi gibiydi beyninde oluşturduğu görüntü. Derin bir nefes alıp sesi susturacak konsantrasyona ulaşmaya çabaladı. Bilgisayar direniyordu. Adeta çalışmak istemez gibiydi bu bilgisayar. Ne yapmalı, ne etmeliydi mesai bitimine kadar? Nasıl bir oyalamayla kandırabilirdi zamanı?
İşten çıkışına neredeyse 2 saat daha vardı. Çaresizce sevmediği insanlarla konuşmaya başladı, acaba onları sevmediğinin farkındalar mıydı? Ne kadar iyi rol yapabilirdi iş yerinde sıkılmış bir insan? Sevgisizliğinden kaynaklanan sevimsizliği kendini ele vermiyor muydu? Gri ses bütün bu düşünceleri bastırdı bir an, adeta sağır olmuştu. Ofisteki tüm organizmalar susuyor, teknoloji çığlık atıyordu. Erken gitmeye karar veren patronu bir kaçış kapısıydı belki de. Saat 18.00'ı göstermeden iş yerinden çıktı. Genelde eve yürürdü ama bacakları sakin sakin yürümek için pek, fazla telaşlıydı. Eve gitmek istemiyordu her zamanki gibi ama gidilecek yerlerden de bu garip telaşı bastırabilecek bir insan çıkmayacağının farkındaydı. Kötü bir şeyler olacağı hissi sesle birlikte çoğalıyordu. Artık ofiste olmadığından sesin susmuş olması gerekirdi. Hemen kulaklarına kulaklıklarını yerleştirdi. Bir eliyle tekinsiz bir şekilde saçıyla oynarken diğeriyle de müziğin sesini sonsuza kadar açtı. Gri ses müziğin aralarından ona ulaşmaya hayatını gri bir renge bürümeye devam ediyordu. Attığı her adımda dünya, daha gri renksiz bir yer oluyordu. İlerlediği uçsuz bucaksız geniş yol göz alabildiğine gri idi. Renkler yok olmuştu. Çaresizce arkasına döndü başladığı noktada belli belirsiz bir renkler kümesi bir gök kuşağı görmüşse de o yöne doğru koşarsa renkleri yok edeceğinden korktu. Grilerin gölgelediği yoluna devam etti. Beşiktaş'a vardığında artık bir kaç saat öncesine ait renklerin neye benzediğini hatırlayamaz haldeydi. Gri bir ıslık öttürmeye başladı koyu gri dudaklarının arasından. Eve gitmemeliydi. Gidene kadar her şey siyah bile olabilirdi. Korkuyordu, korkmamalıydı. Önce her gün işten sonra uğradığı Kaset'e gitti. Tanıdık ama gri yüzlerle karşılaştı. Sanki hiç kimse grileştiğinin farkında değilmiş gibi gri bir halde devam ediyordu hayata.Tanrının tuvalindeki tüm renkler birdenbire tükenmiş olduğundan belki de, herkes aynılaşmıştı. Oturdu ve binlerce kelimeyi ard arda sıraladı. O kadar çok kelime bekliyordu ki intihar etmek için, ağzından pat diye yere düşmek için, bu esnada soluk bile alamıyordu. Dizleri sabırsızlandı. Sabırsızlandık biz dizler diye gri bir sesle konuşmaya başladı. Organları,uzuvları grileşiyor. Konuşmaktan başka hiç bir şey yapamıyordu. Derken ağzındaki son kelime de öldükten sonra gri kalabalık kadar gri, Gri kadar sıkıcı kalakaldı. Evine gidip ruhsuz bir uykuya yattığında saat 1.00 dı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder