5 Ağustos 2013 Pazartesi

episode 2 to be continued

Uyanmak pek zor oldu. Zira güneş artık sarı ve parlak değildi.Pencerelerden tozlu ve sıcak hava zaten havasız olan odaya intikal etmeye çalışıyordu.Evde tamamen yalnız olduğuna kanaat getirdiğinde yataktan uyuşuk uyuşuk doğruldu.Makyaj yapmasına veya üzerine geçirdiği kıyafetleri incelemesine gerek yoktu.Netice aynıydı. Gri ona yakışmıyordu ve gri bir dünyada yaşamak onun konuşacak kelimelerini sakatlıyordu. Güne uyanırken sigara içmezdi önceleri, ama duman rengi bir dünyada sağlıklı kalmanın anlamı yoktu. Eli çabucak sigarasına gitti, çakmağını bulmak her zamankinden zordu. Küçük çantasının içinde tüm sıradan kadınlar gibi her gün kayboluyordu. Belki de gri renk onu da sıradanlaştırmıştı. Keyifsizce yeni yaktığı sigarayı söndürdü, üzerine dün geçirdiği ne varsa onları geçirip evden dışarı çıktı.Gri kalabalığa katıldı. Acelesiz adımlarla ofise geldiğinde saat neredeyse 10 olmuştu. Bilgisayarı onu çileden çıkarmak için açık bekliyordu. İlk olarak çalışacağı programı sonrasında da konuşacağı programı açtı. Artık konuşmadığından bilgisayarda ki ikinci hamlesi son derece yersizdi. Rutinden hiç şaşmadan ama konuşmadan öğle yemeğini atlatıp çıkış saatine gelebildi. Can sıkıntısı kronikleştiğinden beri çıkışta ne yapacağını düşünmeyi bırakmıştı. Her şey hiç birşey olmamacasına sürüyordu işte. Balmumcudan, Beşiktaşa doğru uzanan o geniş yolda yürümeye başladı. Griye aynı yolda boğulduğundan belki her şey normale burada döner diye umdu, yanıldı. Kurtulamadığı bir katatoniydi hayat. Konuşmadan dahil olabileceği kalabalığın yanına geldiğinde tam olarak psikolojik açıklamasını yapıyordu kendine bu katatoninin. Oturdu ve ilginç olmayan muhabbeti dinlemeye başladı. Bu karabasanda ilginç bulabileceği tek şey ani ölümü olabilirdi.Mesela yolunu baya şaşırmış bir kartal uzun zamandır taşıdığı kaplumbağayı artık yemeye karar verip kabuğu kırılsın diye yere bıraktığında şans eseri altında duruyor olabilirdi, ya da yağmurlu bir havada sahilde yürürken korkunç bir dalga sadece onu alıp kayıplara karışabilirdi, ya da diye düşündü. Bir çok seçenek vardı ilginç olan ya da diye düşündü.Elini bu düşünceleri savuşturmak için saçlarının arasında dolaştırdı. Kafasında eğlenceli bir konuşma oluşturmaya çalıştı, tam başaracaktı ki gözü masanın ortasında manasızca duran manasız bir derginin açık kalmış sayfasına takıldı.Bilmediği bir zamandan bilmediği bir yerin resmi tüm grilere inat kuşe kağıda kaliteli baskısıyla göz kaslarını yoruyordu. Herkes bu manzara karşısında sakin davranıyordu. sanki o sayfadaki o rengarenk fotoğraf yoktu. sanki bütün griyi yırtmıyordu bu fotoğraf. Heyecandan başı dönmeye parmak uçları uyuşmaya başladı. Elini ürkerek dergiye uzattı ve önüne çekti.Fotoğraf 1970lerden bir sahil fotoğrafıydı, bembeyaz kumsal ve masmavi bir deniz ve bir sürü işgalci insan eski tip bikini ve mayolarıyla fotoğrafı alabildiğine renkli kılıyordu. Ağzından çıktığını düşünmeden 'Neresi burası?' diye soru verdi. Grilik sustu. Dikkatini çekmişti, griden saklamalıydı, renkli olduğunu farkettirmişti derginin. Dergiyi kaptığı gibi evine doğru koşmaya başladı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder