Eskiden ilk kelimeleri yazmaya çekinmezdim. Benim yazılarım, hikayelerim zaten kimsenin umrunda olmayan küçük şeylerdi. Kelimeler düğüm olmazdı. Çözülür, dökülürdü. Eskiden keskin hislerim, duygularım vardı. Büyük umutlar beslerdim geleceğe dair. Saçmalıklarım bana göreydi, kimseyi ırgalamazdı. Bir soru bulutunun içinde yalnız yol almaktan korkmazdım. Gençtim eskiden, bugün yaşlıyım 100 yaşındayım belki de. Tasvirlerim derim gibi buruşuk, kafiyelerim öksüz, tamlamalarım yetim... Bugüne değişmeyen tek şey yanlışlarım. Dahi anlamındaki de'yi ayrıştıramamak kelimelerden. Yeni bir hikayem yok. Yeni bir düşüm. Hayallerden emekli mi oldum yoksa? Belki de bir darbe oldu ruhumda tüm olasılıklar bir yerlere kaçıştı. Ağustosun son haftasında çöken o kötü sıcaklık, o yenilmişlik...Tüm pazartesiler, tüm aylar ve tüm yıllar önümde bir otoban. Sürekli hızlanıyorum. Her şey birbirine karışıyor, bulanıklaşıyor. Otobanda duramazsın. İlerlemelisin. Zamanı bir ip gibi bükemezsin, solucan deliğine sapıp başka bir gerçekliğe geçemezsin. Nerede değilsem orada mutluydum bir zamanlar. Artık oralar bile... Umutsuz bitirmemeli ya insan yazıları ya da çaresiz. Olumlarım genelde her şeyin sonunu ya... Öyle işte. Yaptım sayalım bir seferlik. Mış gibi yapalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder