3 Ağustos 2017 Perşembe
sıcak değil de nem!
Sıcakların gelmediği, gelince gitmediği, gidince dolu yağdığı, yağınca Beşiktaş'ı sel aldığı bir yazdı. Nem oranı artıp hepimizi havayla temasa zorluyordu. Uzun zamandır parmaklarım klavyeyi böylesine özlememişti. Omuzlarımın üzerinde nazikçe duran kafamsa başka şeylerle meşgul oluyordu. İklim değişikliğine paralel hayatım değişiyor, beş sene sonrasına yazdığım mektuplarımı hemen okumak istiyordum. İçime baktıkça büyüyor, dışıma kaçtıkça küçülüyordum. Elimin tersiyle sıkıntılarımı itip üzerine güzel bir şekerleme yapıyordum. Değişmeyen şeylerin değişmezlikleriyle dövüşmeye yorulmuştum biraz. Nem gittikçe artıyordu. Hem sıcaktan ziyade nem değil miydi ruhumuzu rutubetlendiren?Oysa benim spesifik olarak rutubete, neme alerjim vardı. Kendimi hemen havalandırmazsam belki aldığım nefesleri veremeyecektim. Ciğerlerim kapanacak ve kendi içimde boğulacaktım. Her zaman güneşin olduğu bir yer lazımdı ya, bulmak pek zordu. Aldığım nefesler içimde büyümeye devam etti böylece. Bir güzel hayal kırıklığı çalıyordu kulaklarımda ben nefes alıyordum. Ruhum buharlaşıp havayı dolduruyordu. Çalışma arkadaşlarım havasızlıktan şikayetleniyor, ofiste bir köpek koşuyor, kedi miyavlıyordu. Vahşi yaşamda bir bulamaç olmuştuk adeta. Bir yarasa sizi karşılıyor orlonların arasına gömülüyordu. Günaydınsız bu kasabada ben nefesimi veremiyordum. Tekrar derin bir nefes aldım. Bu kaçıncı işimdi? Ya da ne kadar süreliydi. Saat 18.00 i gösteriyordu, azadıma yarım saat daha vardı. ileriye adım atmak da yerinde saymak da anlamsızdı. Verimsizlik harikası bu yapışkan gün bitmek bilmiyordu. Ben olduğum yerde buharlaşıp üzerime yağıyordum. Siz hiç kendinize değip bunaldınız mı?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder