10 Kasım 2017 Cuma

küçük şeylerin tanrısı




         Mükemmel bir gökyüzü dedi. Bir iki adım geriledi. Sanki bir sanat eserini izler gibi gökyüzünü seyretti. Utanmasa tanrıyı alkışlardı. Biraz kıskanmış biraz içerlemişti. Ben de büyüyünce böyle bir tanrı olacağım dedi kendi kendine. Sonra tekrarladı belli belirsiz bir sesle. Ben de büyüyünce böyle bir tanrı olacağım. Küçük şeyler kimsenin umurunda değil diye düşündü. Yanından bir sürü insan gelip geçiyordu ve kimse gökyüzünün farkına varmıyordu. Biraz şişindi böyle olunca belki de tuval çok büyük olduğunda sıradan ölümlülerin gözleri böyle güzelliklere takılmıyordu. Ben öyle bir tanrı olacağım ki fark edecekler diye kafasını salladı. Küçük şeylerin tanrısının tanrıdan tek dileği büyümekti. İnsanların büyümeye bu kadar direnç göstermelerini hiç anlayamazdı o nedenle. Evren bile sürekli bir genişlemeye, büyümeye bağlanmış, son kullanım tarihi buna sarılmışken neden bu kadar korkuyorlardı. Ölüm dedi. En büyük olumlamaydı hayattaki. Ama anlayamıyorlardı, her anladıklarında ise ölüm suratlarında bir şaşkınlığa neden oluyordu. Küçük de büyük de olsa tanrı olmanın en sıkıcı kısmı tüm soruları da cevapları da bünyesinde barındırmaktı belki de. Adamakıllı şaşıramazdı tanrılık katı. Resmin boyutu önemsenmeden, bir resmi çizdiğinden, sanatçı o olduğundan ya da en basiti kalem onun elinde olduğundan biliyordu sorduğu şeyleri. Ama yinede sormak hoşuna gidiyordu. Bir an sanki belirsizliğe, cevapsızlığa parmak uçlarıyla değiyor, onun paslı nemli halini tadıyordu. Hem tanrı oluyordu o an hem insan. Büyük tanrıların böyle anları var mı diye düşündü kendi kendine? Yoktu elbette onlar büyük olduğundan hiç böyle oyunlar oynayacak zamanları olmazdı. Büyük resim boyanması günler aylar süren bir tabloydu. Bir ucundan başlayan tanrılar diğer ucunu adından iyi bilirler ve çok çalışırlardı. Sadece cevaplar vardı o nedenle onlarda. Önünden yürüyen adam anında durdu ve sert bir şekilde çarpıştılar küçük şeylerin tanrısı yere devrildi. Özür bile dilemeden telaşlı telaşlı geldiği yöne doğru ilerlemeye devam etti. Yerden kalkıp üstünü başını silkelerken kolundaki saate baktı. Tam zamanında dedi. Saniyeler küçük şeylerin tanrısı kadar küçüktü ve bazen insanların hayatını değiştirirdi. Kaçırılan vapurlar, yetişilen trenler, yakalanan yeşil ışıklar böyle şeylerdi, küçük şeylerdi. Büyük resimdeki motiflerdi onun işi. Şapkasını almak için eğildiğinde ona yardımcı olmak isteyen bir çift gözle karşılaştı. Bu adem kızının ruhu alevle üflenmişte saçlarının yangını hala sönmemiş gibiydi. Benimkilerden değil dedi içinden. Kız yerdeki fötr şapkayı elinde şöyle bir silkeledi.
-İyi misiniz? Bir şeyiniz yok ya dedi.
-Yo yo iyiyim teşekkürler dedi küçük şeylerin tanrısı.
Birlikte olmasada yan yana otobüs durağına kadar ilerlediler. Saatini gözden geçirirken kız tekrardan konuşmaya başladı.
- Öğrenci misin? misiniz yani dedi kız.
Yakınlık duyardı tüm insanlar ona, onun yarattıkları olsun ya da olmasın. Yarattığı insanlar hep küçük olurdu onun, bu ise bambaşka bir kreasyondu. Kesin büyüklerden birinin işi dedi içinden. Kızın düzgün yüzünde hiç bir hata yoktu. Büyük olasılıkla gençliğinde yok etmeye çalıştığı çiller bile özenle serilmişti burnunun etrafına.
-Evet dedi öğrenciyim. Nasıl bildiniz?
-Enstrumanınızın üzerinde M.... amblemi var, dedi. Sonra biraz duraladıktan sonra;
Hem genelde görüyorum ben sizi.Her gün bu duraktan aynı otobüse biniyoruz. Farketmişsinizdir.
Farketmemişti. Kullarını düşünüp onları kaderlerine ittirirdi o çoğu zaman arda kalan zamanlarında da hayata karışır okula gider saksafon çalardı. Uyumaz, yemez böyle doyardı. Büyümenin bir aşaması da insan olmayı bilmekti.
-Tabi, tabi anımsar gibiyim haklısınız dedi geçiştirmek için. cüzdanını evde unutan o ademi düşündü. Ona çarptığı için kırmızı ışığa takılmış, eve dönüş otobüsünü kaçırmış, bindiği otobüs yolda teklemiş, eve türlü aksiliklerle döndüğünde karısını evde yalnız bulmuştu. Günün korkunç başladığından iki saat kaybettiğinden yakınırken, karısı ile az önce sevişen en yakın arkadaşı alt kattaki evinde duşunu alıyordu. Bunları dinlerken kadın küçük şeylerin tanrısına içinden dualar ediyordu. Gözlerini kapatıp duaları dinlemeye başladı. Kadının sesi çok ahenkliydi. Duası küçük şeylerin tanrısı için notalara dönüşüyor. Notalar onun özgün bestesi oluyordu. Yüzünden kaybolmayan bir tebessümle durdu öylece. Otobüs tekrar durdu. İçeriye bir sürü insan doluştu. Kız elindeki çizim çantasına sarılırken küçük şeylerin tanrısına yaklaştı.
- Kusura bakmayın dedi, çok dolu görüyorsunuz.
-yo yoo problem değil dedi küçük şeylerin tanrısı.Ben de büyüdüğümde diye düşündü kızın yüzünü tekrar inceledi.Sustular bir müddet, bu susuş iki durak arası öyle bir yankı yarattı ki küçük şeylerin tanrısı garip bir huzursuzluk duymaya başladı. Ola geldiğinden beri ilk kez bir duygu yaşıyordu belki de. Büyüyorum diye düşündü sevinçle. Otobüsün kapısı bir kez daha açıldı. heyecanla parmaklarını şıklattı. Bu durakta onun kullarından bir meczup yaşamaktaydı. Ne zaman içinde küçük şeylerin tanrısının olduğu otobüs gelse 70 yaşlarında ki bu kadın açılan kapıya bedenini teşhir ediyordu. Bu küçük şeylerin tanrısı için bir küçük hatırlatmaydı. Kullarını fazlaca ittirdiğinde neler olduğunu görmesi için. İyi bir tanrı olmadığında çıkan sonucu hiç unutmaması için. Her tanrının bir delisi vardı neticede en büyüklerin bile. Tanrı büyüdükçe hatalı üretimlerin toplumdaki etkileri artıyordu.Küçük şeylerin tanrısının heves ve hatasının etkisi bir çift sarkık meme idi. Yaşlı kadına gülümseyerek baktı. Kadın önce üzerindeki sünmüş ve pis kazağı kaldırdı ve memeleri otobüse sergiledi. Sonra sanki her şey çok normalmiş gibi otobüsten ineceklere rahatça geçmeleri için yol verdi. Bu güzergahı ilk kez bu saatte kullanan yolculardan bazıları biraz irkildi. Küçük şeylerin tanrısı edilen duaları şükürleri duyuyordu.Bunun gibi hatalar insancıkları öyle korkuturdu ki çoğu ağız birliği etmiş gibi hep birlikte 'tanrım aklımıza mukayyet ol, sana şükürler olsun' derlerdi.Meczup kadın memelerini, otobüs kapısını kapattı.Adının anılmasından biraz güç bulan küçük şeylerin tanrısı tekrar gözlerini birlikte sustukları kıza döndürdü. Otobüsten bir tek onun şükür sesi gelmiyordu. Yüzünde kaygıyla karışık bir ilgiyle kapıya bakıyordu kız. Bir sonraki durakta ikisi de indi. Kız küçük bir tebessümle adımlarını hızlandırıp okula yöneldi. Neden dua etmemiş, tanrısından akıl sağlığı dilememişti? Küçük şeylerin tanrısı küçüktü adı üzerinde merakını yenemiyordu. Adımlarını hızlandırdı.
- Ne kadar garipti değil mi ? dedi
-Ne garipti? diye anlamazdan geldi kız.
-Kadını diyorum. Garip, her gün böyle galiba, yazık kadına, akıl sağlığı çok önemli tanrı korusun. dedi küçük şeylerin tanrısı.
-Korumak mı? Var olmayan bir şey aklımızı nasıl korur ki? dedi kız. Küçük şeylerin tanrısının tabiri caizse yüreği sıkışmıştı. Bu ustalık eseri nasıl inanmazlardan olurdu. Baş düşmanlarıydı inanmazlar tanrıların. Yeterince kalabalıklaşsalar bu inanmazlar, tanrıların hepsini öldürebilirlerdi bile.
-Lafın gelişi diyorum canım, insan böyle sefillikleri görünce korkuyor.
- Korkmak mı? Neden bu konu bizim hislerimizle ilgili olsun ki? sokakta yaşayan bir kadının sarkık memelerinden daha korkutucu şeyler var hayatta, öyle değil mi sence- sizce de?
Küçük şeylerin tanrısı irkildi çok soruyordu inanmaz, içinde bir şeyler küçüldü.
-Var tabi ki de..Yani ne bileyim insan haline şükrediyor.
-Bilmem, ben başkalarının talihsiz hayatları üzerinden kendi hayatımı kutlamayı biraz ezikçe buluyorum. Hem onun dünyasını da bilemeyiz ki. Belki onun bakış açısına göre bizler kendimizi sürekli olarak teşhir ediyoruzdur. Konu meme değildir belki de. Dünyadaki mevcudiyetimiz gösterişli bir teşhirden ibaret değil mi sizce de?
Bir an kalbi atar gibi oldu Küçük şeylerin tanrısının. Acilen gitmeliydi. İnanmazlar böyle yapardı işte büyüklü küçüklü tanrıları alır ve yok ederdi. Müesseseye hiç saygı duymazlar, sevap işlemez dua etmez yaratıcılarını sevindirmez, başlanan resimlerde figür olmaktan çıkar tuvali delerlerdi. Virüs gibi yayılmışlardı dünyaya.
-Peki öyle diyorsanız dedi küçük şeylerin tanrısı ve son kez şansını deneyerek ekledi. Başkalarının felaketleri üzerinden şükretmemek gibi erdemli bir tutumunuz var ama takdir ettim. O zaman dua edelim de düzelsin, hayatı daha iyi olsun.
-Ölüp doğaya karıştığımızda her şey iyileşir dedi kız kendinden emin bir sesle. 
-Ölsün mü diyorsunuz şimdi kadın?
- Dua etmeyi teklif ettiğiniz ilahi güç onu düzeltemiyorsa ölsün, zaten ona yardım edecek kimsesi olmayacak. dedi kız yüzünde soğuk bir ifadeyle. Haklıydı kız Küçük şeylerin tanrısı iki büklüm oldu birden. Kullarından biri ona seslensin, ismini söylesin onu var etsindi.
- Ne oldu iyi misiniz? dedi kız telaşlı bir sesle sonra küçük şeylerin tanrısının yanına eğilerek bağırdı; 'Tanrım lütfen biri bana yardım etsin!'


...







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder