ÖNSÖZ
Bu hikâyeyi aşkı bilmeyen bir adama aşkı anlatmak için
yazmadım. Yan yana yaşarken sıraladığım kelimelerin iletişim kurmama
yetemediği, kalın kafalı, sabit fikirli, arkadaşlık hakkında ise zerre fikri
olmayan ama herkes ve her şeyle ilgili milyonlarca yargısı olan artık
kusurlarını sevmediğim, âşık bir adama yazdım. Uzun uğraşlar ve çabalarıma
rağmen bir okuma alışkanlığı edindiremediğimden bu hikâyenin varlığından
haberdar olacağını da hiç sanmıyorum. Söylediğim her şey uzayda yok olup
gidiyor ve bir noktada bütün cümlelerim tarih olacak. İşte sevgili okuyucu bu
noktada iş sana kalıyor. Umut etmekten vazgeçememek böyle bir şey, bu hikâye
gibi… Sesimi duyuyor musun? Benimle yan yana yürüyor musun? Beni ne kadar
seviyorsun?
Hepken Hiç
BÖLÜM 1
Bayan laklak gününe her zamanki gibi tam vaktinde ve
hafiflikle uyanarak başladı. Hafifçe kahvaltısını yaparken güne bir haber
programıyla merhaba dedi. Kasvetli haberleri sevmezdi. Haber izlerken mutsuz
olurdu. Arkadaşları yalancı okurlar bu hassasiyeti nedeniyle onu hep kınardı. Arkadaşlarına
göre o, sadece çok konuşan bir barbi bebekti. Ancak gündemden hoşlanmaması,
ülke problemlerini sevimsiz ve rahatsız edici bulması sanılanın aksine onu
aptal yapmazdı. Bayan Laklak sadece bunlarla dünyadaki yeri arasındaki
bağlantıyı kuramayan naif bir insandı. Hayal kurmaya ayırdığı uzun saatler onu
realiteden uzaklaştırırdı. Öyle bir yaratımın içinde yaşıyordu ki dünyevi
coğrafyanın neresine konulursa konulsun yaşamını mutlu bir şekilde sürdürürdü.
Hiçbir şeye haddinden fazla üzülmemesi de bunun sonucuydu. Ve bu yüzdendir ki
haber kanallarında son dakika olarak geçen dünyanın ölüm haberi Bayan Laklak’ı
çok endişelendirmedi. Kayıtsızlığını reçelli ekmeğini yerken sürdürdü. Ta ki o
an, evin içinde ki 2 hareketli bir sabit telefon sözleşmiş gibi çalmaya
başlayıncaya kadar. Sabahın bu saatine göre manasız kalan bu telefon trafiği
telaştan ziyade Bayan Laklak’ı heyecanlandırdı. Her şeyin ötesinde 3 duyma
organı olmadığından bu seçim yapmasını gerektiren bir durumdu. O öncelik
sıralaması yaparken telefonlar teker teker vazgeçti. Israrcı olan son telefonu
açtı. Henüz uyanmamış sesiyle konuşmaya başladı.
-ALO?
-…
-ALO? Kiminle görüşüyorum?
Karşı taraf ilk başta utangaç davranıp sesini çıkarmasa da
birden bant kaydı gibi akıcı bir İngilizceyle Bayan Laklak’a seçilmiş kişi
olduğundan, kurtuluşu kazandığından bahsetmeye başladı. Her gün gelen namaz
öğretme taleplerinden daha ilginç bulduysa da tamamını dinlemeden telefonu
kapadı. Reçelli ekmeğinden son ısırıklarını alırken kendi kendine söylendi.
Yine kahvaltıda fazlaca oyalandığından apar topar saçlarını topladı. Aynada
kendine içten bir şekilde gülümseyerek evden çıkıp, iyi- kötü çalıştığı, tek
vasıtayla ulaştığı işine gitmek için yola koyuldu. Sarı dolmuş her zamanki gibi
o gittiğinde tamamen boştu. Evden 10 dakika erken de çıksa,10 dakika geçte
dolmuşun ihtiyacının bir kişi olduğu o büyülü anı bir türlü yakalayamıyordu.
Yine işe acele etmekte olan yedi kişiyi beklemeye başladı. Herkes Bayan
Laklak’ı geç bırakacak ölçüde dolmuşa doluştuktan sonra, miskin dolmuş şoförü,
dünyanın tüm acelesizliğini sırtlanıp makamına kuruldu ve nihayet kontağı
çevirdi. Bayan Laklak’ın aklından bugününde taksim ilk yardımın arkasındaki o
dik yokuşu koşarak indiği günlerden biri olacağı, buna rağmen işe beş dakika
geç kalacağı ve zaten ne kadar özensiz, düzensiz olduğuyla ilgili bir yığın
azar işiteceği geçiyordu. Akşam çıkışta loto oynamaya karar verdi. Neyse
diyerek tüm bu sevimsiz öngörülerini sonraladı. Dolmuştan inip, topuklu
ayakkabılarıyla yokuş aşağıya paldır küldür inerken düşündüğü tek şey düşmeden
ve daha az ses çıkararak koşmanın bir yolu ya da yönteminin olup olmadığıydı.
Oysa hem dolmuş insanları, hem sokak insanları için gündem başkaydı. Böyle
önemsiz sorular cevap bile hak etmezdi. Herkes ölmekte olan dünyadan bahsederken
Bayan Laklak tüm bunlara telefonunun kulaklıklarını tıkamış yolunda koşturmaya
devam ediyordu. Ölmekte olan dünyanın diğer sakinleri kendilerini spritüel koşturmacalar
ile meşgul etmekteydi. Tanrı ve din inancını reddedenler aldatılmış hissediyordu.
Dünyanın son kullanma tarihiyle birlikte kendilerininki de belirsizliğini
kaybettiğinden yok olmanın dayanılmazlığıyla karşı karşıya kaldılar. Derin bir
umutsuzlukla intihar edenler bile oldu. Nüfus kağıdına kazınmış inanç hanesine
körü körüne bağlı olanlar ise kendilerini duaya, ibadete, kefarete vakfedip,
cennetin rant bölgesi halindeki yeşil parsellerinden toplama gayretine girişti.
Kiliselerdeki günah çıkartma sıralarıyla camiden taşan cemaat birbirine
karışıyordu. Bayan laklak işine vardığı sırada dünya sakinlerinin hali buydu.
Bir
kolleksiyoner olan cemiyet dünyasının saçma sapan isimlerinden Nail Bey her
zamanki gibi nargilesini içerken, azar kayacağının keyfiyle Bayan Laklak’ın
içeri girmesini bekliyordu. Dünyanın bile artık sonuna geldiğimizi, ama Bayan
Laklak’ın bir türlü bu işe zamanında gelemediği, bir gün kalbini çok kıracağı
ama bunun telafisini olmayacağı ve benzeri içerikli günlük azarını Adanalı,
şoven bir domuz olmanın getirdiği rahatlıkla ve Bayan Laklak’ın o ofisi asla
bir mobbing davası açarak kapattırmayacağının bilinciyle yaklaşık olarak yarım
saat boyunca sürdürdü. Bayan Laklak azar işitmeden masasının başına
geçebilseydi beş dakikalık mesai kaybı olacaktı. Ancak duyduğu tüm korkunç
şeyler yarım saatlik iş ve bir senelik motivasyon kaybına neden oldu. Nail Bey
üst kata, ofisine aptal sekreterini sıkıştırmaya çıktığında ofis insanları
dünyadan, zamanlarının ne kadar sınırlı olduğundan ama kesin Nail Bey’in resmi
tatil olacak olan bir sonraki haftayı tatil yapmayacağından bahsetmeye
başladılar. En sonunda birbirlerini gaza getirdikleri bir süre sonunda her
zamanki gibi izin konuşmasını yapmak uzun süredir orada çalışan ve kendi
haklarının en farkında olan Tenar’a düştü. İzin sorulmalıydı, zaten burada
sömürülüyorlardı. İzin faslı tam bir hezimetle sonuçlandığı sırada Bayan laklak
tüm moral bozukluğunun yeni yeni üstesinden geliyordu. Hemen son gelişmeleri
almak için ofis içinde kullandıkları konuşma penceresini açtı. Bunu açmakta da
geç kaldığını Tenar’dan gelen bir düzine iletiyle fark etti. Önce biraz Bayan
Laklak’ın başarılı olduğu tek şeyi yapıp boş boş konuştular sonra Bayan Laklak
sabah gelen garip telefonu gülerek anlattı. Tenar dünyanın ölümünü sanki daha
önceden bilirmiş gibi sakin karşılıyordu. Oysa normal Tenar stres olur,
sinirlenir mutlaka bu durum karşısında bir şeyler yaşardı. Ya her şeyin yolunda
gideceğine dair bir inancı var ya da bir planı diye düşündü. Tenar’ın fazla
rahat tavırlarını düşünedururken Tenar telefon görüşmesini neden
tamamlamadığını sorup duruyordu.
-
Ya gerçekse o telefon? Neden konuşmadın? Neden
hemen kapadın? Hayır haberlerde gördün sen de dünya ölecek neden böyle bir
şeyin gerçek olabileceğine ihtimal vermedin? Hem Böyle şeyler olabiliyor mesela
sana söylemem gereken bir şey var. Henüz kimse bilsin istemiyorum ama sana
söylemeden edemem. Bana bir teklif geldi. Marsa gönderilecek kolonide çalışmam
için bir teklif bu. İnanabiliyor musun Bayan Laklak ilk defa işler istediğim
gibi gidiyor. Bir yer daha açılırsa aklımda senin olduğunu biliyorsun belki
birlikte gideriz. Ve yaşarız…
Tenar için çok sevindi.
Bilgisayarının yanından kafasını uzattığında yüzünün ışıldadığını görebiliyordu.
Yine de ona bu dünyanın sonu olayı yakın ya da gerçek gelmiyordu. Sanki
insanlar bir şeylerin peşinde fazlaca telaş ediyorlar, radikal kararlar alıp,
fazla tutkulu davranıyorlardı. Tıpkı Fransız devriminde olduğu gibi diye
düşündü. O kadar kan ve devrim içinde yaşadığımız dünyayı bir arpa boyu
ilerletememişken, insanlığın ölen dünyanın içinde devinim ve çabayla
debelenmesinin gereksiz olduğunu düşündü.
-Kim bilir, eğer gerçekten senin dediğin
gibi bir fırsatsa sabah gelen telefon tekrar ararlar ve bu öğleden sonra
sıradan bir şekilde hayatım değişir. Dedi.
Dünyanın ölümünden ve kimin ne olacağından
daha fazla bahsetmeye gerek görmeden her günkü konularına geri döndüler. Öğle
saatleri gelip geçti. Telaşlı aileler dışında telefonunu çaldıran olmadı. Mesai
saatleri bitip işten çıktıklarında Tenar spora o ise ayaklarını sürüyerek eve
gitti. Her zamanki gibi yemeğini hazırlarken Batu onu aradı. Yemek yaptığını
duyunca aniden Bayan Laklak’ı görmek istediğinin farkına vardı. Yemekler hazır
olduğu sırada kapı çaldı. Batu elinde Aya çıkış formlarıyla kapıda afallamış
bir şekilde duruyordu. Bayan Laklak bu aniden çıkan aydaki koloniye katılma
fikriyle bir güzel dalga geçerken yemeklerini bitirdiler. Batu eleştirilmeye
pek tahammül edemese de pek üstelemedi. Dünya tarihinin en anlamsız
filmlerinden birini, Batu gerçek fikirleri söylemeden izlemeye devam ettiler.
Bir süre öylece filmi izlediler. Bazı yerlerine gülüp, bazı yerlerinde
sıkıldılar. Sonra Bayan Laklak her zamanki gibi fazlaca konuşmaya başladı. Belki
o kadar saçmalamıştı ki Batu onu öperek susturması gerektiğini düşündü. Üstelik
bu bir ilk de değildi. Ve yemekten yeterince doyamamış gibi öpüşmeye
başladılar. Bayan Laklak’a arada öpüşerek noktaladıkları böyle akşamlar normal
gelmemekle birlikte pek bir şey hissettirmiyordu. Bu sanki Batu’nun kötü biten
büyük ilişkisinin bir tür tedavi kürüydü. Bu durumu pek de kendiyle ilintili
bulmuyordu. Sanki öpüşme eylemini gerçekleştiren o değildi de, sadece iki dudak
ve bir dile sahip bir bedendi. Dünyanın ölüyor olması böyle sonlanan akşamların
sonunda dönüştüğü garip ruh halinde bir değişiklik oluşturmadı. Yine saatler
gecenin bir yarısına gelip Batu’nun kendi evine gitme vaktini gösterdiğinde
Bayan Laklak uzaylılar kaçırmışta geri bırakmış gibi soğuk ve donuk bir hal
aldı. Ayrılırken bunu tekrar yapmamaları gerektiğini söyledi. Arkadaş olarak
iyiydiler gerisi kafa karıştırıcıydı. Hem söylentiye göre dünya ölüyor, Batu
ise aya taşınıyordu. Bayan Laklak için tüm bunlar saçmaydı. Batu içinse Bayan
Laklak saçmaydı. Ölen bir dünyada bir arada belirsiz kalmanın bir anlamı yoktu.
Batu, ona her zamanki gibi hak verdi. Âşık olacağı insan o değildi. Hem zaten
psikolojisi bu durumla ilgili doğru hareket edebilecek kadar iyi değildi. Bayan
Laklak’ın saçmalıklarıyla kişisel olarak uğraşmak ise çok fazla hayat enerjisi
istiyordu. Anlaşarak vedalaştılar. Evde yalnız kaldığında zaman pek hızlı
ilerliyor ancak uykusu bir türlü ihtiyaç olamıyordu. Saatler 3e gelmişti bile. Dünyanın sonu
olduğuna 3 telefonda inanmış gibi tekrar çalmaya başladı. Bu saatte telefonlar
hiç çalmazdı. Sabah arayan numara sanki aynı şakayı yapmak için arıyordu. Ama
belli saatten sonra yinelenen şakalara kimsenin tahammüllü olamazdı. Açmamaya
karar verip telefonlardan uzaklaştı. Tam bu aramaların gerginliğinden
kurtulmaya başlamıştı ki kapısının önünde bir telaş fark etti. Kapı tüm
apartman sakinlerinin duyacağı şekilde gümbürdüyordu. Biraz korku ve heyecan
hissediyordu. Gözetleme deliğinden baktığında gelenlerin siyah giysili, siyah
karakterli devlet görevlileri olduğunu gördü.
-
Kim o?
-
Bayan Laklak sabah bir telefonla size ulaşmaya
çalıştık. Belirttiğimiz saatte sizi adreste bulamadığımızdan programımızın
dışına çıkmak zorunda kaldık. Hemen hazırlanırsanız sizi almamız lazım.
Koleksiyona yetişebilmeniz için bizimle iş birliği yapmanız lazım. 10 dakika
içinde dışarıda olabilirseniz prosedürde bir aksama olmaz. Lütfen acele edin!
-
Ben… Şey… Peki…
Bayan Laklak birini aramak için bundan daha iyi bir zaman
olmayacağını düşündü. Kim ona yardım edebilirdi bilmiyordu. Bir avukatı mı
aramalıydı? Yoksa polisten mi yardım istemeliydi? İnsanları gecenin bir yarısı
uyandırmanın kaba olacağını, polislerinse ona yalnızca daha büyük sorun
çıkaracağına karar verdi. Telaşla aklına ilk gelen numarayı çevirdi. Batu
telefonu hızlıca açtı.
-
Ne oldu?
-
Birileri geldi. Kapıdalar. Beni bir koleksiyona
katmak istiyorlar. Korkuyorum. Kimse uyanık değil sadece aklıma sen geldin.
Gelip…
-
Ya Bayan Laklak sen böylesin işte zaten
yeterince sorunum yok gibi hala benden nasıl bir şey beklersin. Git bir şans
ver belki iyi olur senin için. Hem senin hiçbir zaman kurtarılmaya ihtiyacın
olmadı ki hele de benim tarafımdan.
-
Bana fikir vermen için aramadım seni. Sadece bundan
nasıl kurtulacağımı bilmiyorum ve istemiyorum koleksiyona dahil olmak.
Korkuyorum anlasana. Arkadaşsak bana yardım edersin. Arkadaşız değil mi?
-
Bu saatte telefonunu açıp tüm bu deli
saçmalarını dinlediğime göre elbette arkadaşınım. Ama bunları atlatmanda
yanında olamam. Burası özgür bir ülke hem istemediğini söylersin kimse zorla
sana bir şey yaptıramaz ya. Hem zaten ben gidiyorum onayım için hiçbir olaya
karışmamam gerekli. Sadece kendimi yaşatmaya çalışıyorum şu an bence sen de
öyle yap. Bir şey olmayacak göreceksin. Yarın bunu konuşur eğleniriz yemekte.
İyi geceler canım.
-
Ama 11 ay boyunca sen ve senin sorunlarınla
ilgili çözümler ararken ben saat kaç olursa olsun, nerde olursam olayım
yanındaydım. Sen nasıl beni böyle çaresiz bırakabilirsin?
Bayan Laklak Batu’nun telefonu çoktan kapattığını sorusunun
sonunda telefonun o sinir bozucu sesini duyduğunda anladı. Durumun
korkunçluğunu düşünemeyecek kadar karaydı dünya. O an bir gram insani duygusu
kalmadı. Bu ilk hayal kırıklığı değildi. İnsanlar onda sürekli surette hayal
kırıklığı yaratıyordu. Ama görünen o ki beklentilerini öldürmeyi bir türlü
başaramıyordu. Üzerine mavi elbiselerinden birini geçirdi. Yanına ne olur ne
olmaz diş fırçasını gece tellerini ve pijama takımını alarak evden dışarıya
çıktı. Araba resmi bir arabaya yakışacak denli siyah ve ağır görünüyordu.
Arabanın içinde aceleci ama güler yüzle onu bekleyen insanlara baktı. Belki de
her şey güzel olur diye düşündü. Hem koleksiyonda hiç bulunmamıştı daha önce,
belki de çok hoşuma gider, hem bilinmeyen bir şey bildiği diğer şeylerden ne
kadar kötü olabilirdi ki?
Gardiyanları onun için arabanın kapısını açtılar ve nazikçe
onu içeriye itelediler. İçeride beyaz kıyafetleriyle bir doktor oturmaktaydı.
Belki de doktor değildi ancak kıyafetleri o kadar beyazdı ki Bayan laklak onun
doktor olduğu fikrinden kendini alamıyordu. Doktor kişisel sorulara araba
kontağı çevrildiği anda başlamıştı. Hiç cinsel ilişkiye girmiş miydi? Kaç
partneri olmuştu? Hangi hastalıkları geçirmişti? Hiç ameliyat geçirmiş ya da
kan nakline ihtiyacı olmuş muydu? Kronik hastalıkları var mıydı? Aile tıbbi
geçmişini biraz anlatabilir miydi? Bunların neden önemli olduğunu düşünürken
bitecek gibi görünmeyen tüm sorulara tek kelimelik yanıtlar veriyordu. Yol
sürerken telefonu hiç çalmadı. Sorularla beraber yolun sonuna gelindiğinde,
Bayan Laklak artık kaderine razı arabadan indi. Gardiyanlarından genç olanı,
Bayan Laklak’ın kayıtsız haline içerlemiş gibiydi.
-
Çok şanslısınız gerçekten. Keşke sizin yerinizde
ben olsaydım. Ama ben sanırım bu dünya ile ölen sıradan bir insan olacağım.
Herkesin bir kaderi bir yaşam çizgisi vardır bayan laklak ama sizinki dünya
eliyle uzatılıyor. Dünya sizin kader çizginizi kendisininkinden bile uzun
tutmuş. Sizi almaya gelirken pek heyecanlanmıştım. Özel olduğunuzu bir bakışta
anlarım demiştim. Ama fiziksel olarak olabildiğince normalsiniz.
-
Normal mi? Daha 1 saat önce 11 aydır destek
olduğumu düşündüğüm biri hayat enerjisini soğuran duygusal bir vampir olduğumu
söyledi. Belki de gerçekten hak ediyorumdur koleksiyona girmeyi ve siz normal
insanlar ve bu boktan normal dünya da ölmeyi hak ediyordur kim bilir. Herkesin
iddia ettiği ölçüde garip bir canlıyım belki de. Asıl işin kötüsü ne biliyor
musun… ee senin adın neydi?
-
Gizli bir görevde olduğumdan ref1 deseniz uygun
olur sanırım.
-
Çok samimiyetsiz, hem nasıl bir gizli görev
anlayışınız varsa tüm apartmanı uyandırdınız… Neyse asıl işin kötüsü ne biliyor
musun ref 1 dünya ve üzerinde yaşayan tanıdığım insanlara verdiğim her şeyin
sonucunda yalnız bırakıldım ve tüm bunlara karşı hala dünyayı ve tanıyıp
sevdiğim insanları seviyorum. Neyse belki koleksiyon koşulsuz sevgi için daha
uygun bir habitata sahiptir. Ve hayatım boyunca özlemek kelimesine saplanan her
şeyden kurtulurum.
-
Kişisel yaşantınıza ilgili fikir sahibi olmam
çok yerinde olmaz Bayan Laklak belki de küçük sohbetimizi kesmemiz daha doğru
olur. Böyle buyurun…
Bayan laklak ref 1 ve ref 2 nin eşliğinde büyük bir kapıdan içeri
girdi. Bu bilinmeze uzanan yolun
başıydı. Tüm duvarlar beyaz boyalı ve sanattan uzak dümdüz uzanıyordu.
Koridorlardan geçtiler. Büyük koridorlar sürekli daha küçükleriyle kesiliyor
türlü dönüşler yapıyor bir türlü varamıyorlardı. Derken kapısında kocaman tanı
yazan bir odanın önünde durdular.Ref 1 ve ref 2 bundan sonrasında yalnız
olacağını belirtip onu kapıdan içeriye yönlendirdiler.
Tanı odası denilen yer belki de dünyanın en
plastik yeriydi. Bu plastik oda da değil mikroplar insanın ruhuna yapışan
duygular bile barınamazdı. Burası insanoğlunun büyük olasılıkla el değmeden
yarattığı en izole yerdi. Nasıl bir sistemin içine girdiğini düşünüp telaştan
delirmeden kapı tekrar açıldı. İçeriye cep herkülü olarak adlandırılabilecek
bir adam girdi. Yere yakın olmakla beraber yapılı bir adamdı bu. Sanki boyunun
kısalığına devamlı surette kızmaktaydı. Sinirli sinirli Bayan Laklak’a doğru
ilerlerken o gülmemek için kendini zor tutuyordu.
-Bayan Laklak siz misiniz?
-Evet.
- Anne adı … Baba adı … Doğum tarihi …..
Doğru mu_
-Evet hepsi doğru.
- Evet … Şimdi ben sizin özlük, fizyolojik
ve psikolojik bilgilerinizi toplamakla görevli bir devlet memuruyum. Lütfen
sorduğum her şeye net ve doğru cevaplar veriniz. Böylece ikimizinde işi en hızlı
biçimde bitmiş olur.
- Tabi işinizi kolaylaştırıp bir an önce
ben de buradan çıkmak isterim.
- Buradan çıkmak mı? Bayan Laklak
katılacağınız koleksiyonla ilgili kimse size bilgi vermedi mi? Öğleden sonra
gerçekleşen oryantasyona katılmadınız mı?
- Hayır… Ama burası tanı odası olduğuna
göre buradan başka bir yer daha olduğunu düşündüm hem toplanmam ve işlerimi
halletmem içinde belli bir zamana ihtiyacım var.
- Bunu öğleden sonraki oryantasyonda uzun
uzun anlattılar ancak madem şu anda bütün bunlardan bihaber biçimde karşımdasınız
o zaman size hızlıca anlatacağım lütfen beni iyi dinleyin. Kolleksiyon son 50
senedir dünya üzerindeki tüm devletlerin ortaklaşa hazırladığı bir program.
Farkında olduğunuz üzere dünya ve üzerindeki her şey ölecek. Tüm uygarlık iyi
kötü kurduğumuz her düzen yok olacak. Ancak bu dünyanın ne ilk ne de son
ölümü.Yürüttüğümüz tüm araştırmalar belli bir zaman dilimi sonrasında dünyanın
yeniden yaşanılır bir yer haline geleceğini gösteriyor.Sizin dahil olduğunuz
koleksiyonsa daha rasyonel hale getirirsek bir tür derin dondurucu. Koleksiyona
dahil olan insanlar ve hayvanlar dünyayı yeniden inşa etmek üzere seçildi. Yani
koleksiyona katıldığınız andan dünyanın hazır olduğu ana kadar siz donmuş bir
şekilde muhafaza edileceksiniz.
Duyduğu şeyler karşısında biraz şaşkındı. Bayan Laklak kendisini
annesinin giderken acıktığında kolay hazırlasın diye dondurucuya koyduğu
köfteler gibi hissetti.
-
Ne yani bir nevi ilk insan mı olacağım? Peki
elektrik veya deterjan olacak mı ben çözüldüğümde?
Sinirli cep herkülü her soruda
daha da sinirleniyordu sanki.
-
Bunun nasıl bir şey olduğunu anlayabildiğinizi
sanmıyorum. Dünyanın öldükten ne kadar süre sonra yaşanılır hale geleceği tam
kestirilemiyor. Bu büyük olasılıkla birkaç milyon yıl sürecek. Biz ise
koleksiyona sadece 5 milyon yıllık bir ömür biçebiliyoruz. Ne yazık ki şu anki
teknoloji sadece bu kadar elveriyor. Özetle dünyada tekrar insan medeniyetini
oluşturabilmeniz dünyanın zamanlamasına bağlı.
-
İnsan medeniyetini oluşturabilmek mi?
-
Tahmin edersiniz ki o kadar süre geçtikten sonra
siz eğer çözülürseniz karşınızdaki dünya bildiğiniz bir yer olmayacak. Tabi
çözülürseniz sizde nasıl deformasyonlar olacağını da net bir şekilde
söyleyemiyoruz ve ne yazık ki bir b planı yok. Şimdi biraz anladınızsa sorularımıza
devam edelim.
Bayan Laklakın kafasında binlerce
soru dönüp duruyordu. Koleksiyon hiç de eğlenceli değildi. Değere binmesi
beklenen hisse senetleriydi koleksiyondakiler.
-
Çok saçma, dedi.
Cep herkülü aldırmaksızın
elindeki kâğıtları kontrol etmekteydi. Bu sefer daha yüksek sesle;
-ÇOK SAÇMA, diye bağırdı. Telaşla
arkasına dönüp kapıyı açmaya çalıştıysa da kapı açılmadı. Avazı çıktığınca bağırsa bile bu odadan sesini
duyurabileceğini sanmıyordu. Hem duyan olsa da kim ona yardım ederdi ki. Tüm
çabasını sakince izleyen cep herkülü;
- Zorunda olmadığınızın
fakındasınız değil mi? Böyle bir tiyatroyla vakit kaybetmemize hiç gerek yok.
Haklarınızdan vazgeçtiğinize dair belgeyi imzalarsanız siz ve seçili eşiniz
dünyayla beraber ölebilirsiniz.
-Ben ve seçili eşim mi?
-Bu koleksiyon çift sayılar
üzerine kurulu, Nuh’un gemisi gibi düşünün.
Bayan Laklak bir an tereddütte kaldı. Bu resmen haksızlıktı.
Birinin niyetlendiği saçma sapan bir projeden onun yüzünden atılması
saçmalıktı. Kaç çift olacağı pek önemli değildi ama dünya nasıl olsa kurulurdu.
Hem kimsenin saçma seçimlerinin bedelini onun ödemesi gerekmezdi. Ayrıca hangi
devirde yaşıyorlardı bu nasıl kozmik bir görücü usülü eşleşmeydi? Her şeyin
sonunda dünyaya geri döndüklerinde ya seçili adamı öldürmek isteseydi o zaman
ne olacaktı? Elinde tek bir seçeneğinin olması, hiç seçeneğinin olmamasıyla
aynı anlama gelmiyor muydu? Neo-havvaların
işi çok zordu cehennemin tüm nimetlerine elveda demek yürek isterdi. Ama
yine de bir başkasının hayat kararını nasıl şımarıkça değiştirirdi. Ne büyük
bir bencillikti. Cep herkülü konuşmaya ve anlatmaya devam ediyordu. Ama onun
kafasında bunca zamanın senciliğiyle, yıllardır ötelediği bencilliği savaşıyor
bu nedenle anlatılan tek bir kelimeyi bile duymuyordu. İçindeki seslerin çoğu
bencil ol, bir başkası için , hem de tanımadığın bir hayal kırıklığı için kalan
hayatını atma, dünyada ve dünyayla ne yaşayacaksan yaşa diyordu. Sencil olman
işe yarasaydı bu zamana kadar yarardı diyordu. Daha neler neler ağza
alınmayacak ne tezahüratlar yapıyorlardı Bencil’e. Ama uzun zamandır kulak
verdiği azı zaten her halükarda kaybedeceksin, koleksiyona girmeye karar versen
de , dünyayla ölsen de… Oysa başka birini mutlu edebilmek için bu son şansın
olabilir. Sencil olmak, bencil olmaktan daha kolaydı hem.Bazı davranış
alışkanlıklarından kurtulmak imkansızdı. Son kez de olsa senciledi Bayan
laklak.
-
Tamam, tamam daha fazla anlatmayın. Gerek yok.
Ben kararımı verdim. Koleksiyona katılacağım.Şimdi ne yapılması gerekiyorsa
hızlıca yapalım sizin vaktinizi daha fazla almayalım.
-
Bu kadar hızlı ikna olacağınıza ihtimal
vermiyordum ne yalan söyleyeyim. İlk tepkiniz fazla dramatikti. Kararınızı ne
değiştirdi?
-
Sizin mesainizi daha fazla uzatmayalım beni ikna
edecek şeyler söylediniz diyerek prosedüre dönelim isterseniz.
-
Peki öyle yapalım.
Uzun bir süre çeşitli testler ve sorularla boğuşan bayan
laklak en son bir dizi kağıda bir dizi paraf attıktan sonra Cep herkülü
elindeki kumandanın bir tuşuyla izole odanın kapısını ardına kadar açtı.Ref 1
ve ref 2 biraz sıkılmış görünüyorlardı. Bayan laklak dışarı çıktığında
yokluğunda kaybettikleri ciddiyeti tekrardan takındılar. Onu aralarına alacak
şekilde hizalanıp binanın dışına oradan da arabaya doğru ilerlediler. İçeri
girdiğinde artık yalnızdı.Sanki verdiği kararın pişmanlığını dilediğince
yaşayabilmesi için doktor olduğunu düşündüğü beyaz kıyafetli adam olanca
nezaketiyle yolculuğun bu kısmına dahil olmamıştı. Yine kendini uzun süredir etkisinde
olduğu başarısızlık denizinde buldu. Tam o sırada Ref 1 in
telefonu yöresel yöresel çalmaya başladı.
…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder