14 Temmuz 2014 Pazartesi

Hepken Hiç

ÖNSÖZ

Bu hikâyeyi aşkı bilmeyen bir adama aşkı anlatmak için yazmadım. Yan yana yaşarken sıraladığım kelimelerin iletişim kurmama yetemediği, kalın kafalı, sabit fikirli, arkadaşlık hakkında ise zerre fikri olmayan ama herkes ve her şeyle ilgili milyonlarca yargısı olan artık kusurlarını sevmediğim, âşık bir adama yazdım. Uzun uğraşlar ve çabalarıma rağmen bir okuma alışkanlığı edindiremediğimden bu hikâyenin varlığından haberdar olacağını da hiç sanmıyorum. Söylediğim her şey uzayda yok olup gidiyor ve bir noktada bütün cümlelerim tarih olacak. İşte sevgili okuyucu bu noktada iş sana kalıyor. Umut etmekten vazgeçememek böyle bir şey, bu hikâye gibi… Sesimi duyuyor musun? Benimle yan yana yürüyor musun? Beni ne kadar seviyorsun?

Hepken Hiç


BÖLÜM 1
  

            Bayan laklak gününe her zamanki gibi tam vaktinde ve hafiflikle uyanarak başladı. Hafifçe kahvaltısını yaparken güne bir haber programıyla merhaba dedi. Kasvetli haberleri sevmezdi. Haber izlerken mutsuz olurdu. Arkadaşları yalancı okurlar bu hassasiyeti nedeniyle onu hep kınardı. Arkadaşlarına göre o, sadece çok konuşan bir barbi bebekti. Ancak gündemden hoşlanmaması, ülke problemlerini sevimsiz ve rahatsız edici bulması sanılanın aksine onu aptal yapmazdı. Bayan Laklak sadece bunlarla dünyadaki yeri arasındaki bağlantıyı kuramayan naif bir insandı. Hayal kurmaya ayırdığı uzun saatler onu realiteden uzaklaştırırdı. Öyle bir yaratımın içinde yaşıyordu ki dünyevi coğrafyanın neresine konulursa konulsun yaşamını mutlu bir şekilde sürdürürdü. Hiçbir şeye haddinden fazla üzülmemesi de bunun sonucuydu. Ve bu yüzdendir ki haber kanallarında son dakika olarak geçen dünyanın ölüm haberi Bayan Laklak’ı çok endişelendirmedi. Kayıtsızlığını reçelli ekmeğini yerken sürdürdü. Ta ki o an, evin içinde ki 2 hareketli bir sabit telefon sözleşmiş gibi çalmaya başlayıncaya kadar. Sabahın bu saatine göre manasız kalan bu telefon trafiği telaştan ziyade Bayan Laklak’ı heyecanlandırdı. Her şeyin ötesinde 3 duyma organı olmadığından bu seçim yapmasını gerektiren bir durumdu. O öncelik sıralaması yaparken telefonlar teker teker vazgeçti. Israrcı olan son telefonu açtı. Henüz uyanmamış sesiyle konuşmaya başladı.
-ALO?
-…
-ALO? Kiminle görüşüyorum?
Karşı taraf ilk başta utangaç davranıp sesini çıkarmasa da birden bant kaydı gibi akıcı bir İngilizceyle Bayan Laklak’a seçilmiş kişi olduğundan, kurtuluşu kazandığından bahsetmeye başladı. Her gün gelen namaz öğretme taleplerinden daha ilginç bulduysa da tamamını dinlemeden telefonu kapadı. Reçelli ekmeğinden son ısırıklarını alırken kendi kendine söylendi. Yine kahvaltıda fazlaca oyalandığından apar topar saçlarını topladı. Aynada kendine içten bir şekilde gülümseyerek evden çıkıp, iyi- kötü çalıştığı, tek vasıtayla ulaştığı işine gitmek için yola koyuldu. Sarı dolmuş her zamanki gibi o gittiğinde tamamen boştu. Evden 10 dakika erken de çıksa,10 dakika geçte dolmuşun ihtiyacının bir kişi olduğu o büyülü anı bir türlü yakalayamıyordu. Yine işe acele etmekte olan yedi kişiyi beklemeye başladı. Herkes Bayan Laklak’ı geç bırakacak ölçüde dolmuşa doluştuktan sonra, miskin dolmuş şoförü, dünyanın tüm acelesizliğini sırtlanıp makamına kuruldu ve nihayet kontağı çevirdi. Bayan Laklak’ın aklından bugününde taksim ilk yardımın arkasındaki o dik yokuşu koşarak indiği günlerden biri olacağı, buna rağmen işe beş dakika geç kalacağı ve zaten ne kadar özensiz, düzensiz olduğuyla ilgili bir yığın azar işiteceği geçiyordu. Akşam çıkışta loto oynamaya karar verdi. Neyse diyerek tüm bu sevimsiz öngörülerini sonraladı. Dolmuştan inip, topuklu ayakkabılarıyla yokuş aşağıya paldır küldür inerken düşündüğü tek şey düşmeden ve daha az ses çıkararak koşmanın bir yolu ya da yönteminin olup olmadığıydı. Oysa hem dolmuş insanları, hem sokak insanları için gündem başkaydı. Böyle önemsiz sorular cevap bile hak etmezdi. Herkes ölmekte olan dünyadan bahsederken Bayan Laklak tüm bunlara telefonunun kulaklıklarını tıkamış yolunda koşturmaya devam ediyordu. Ölmekte olan dünyanın diğer sakinleri kendilerini spritüel koşturmacalar ile meşgul etmekteydi. Tanrı ve din inancını reddedenler aldatılmış hissediyordu. Dünyanın son kullanma tarihiyle birlikte kendilerininki de belirsizliğini kaybettiğinden yok olmanın dayanılmazlığıyla karşı karşıya kaldılar. Derin bir umutsuzlukla intihar edenler bile oldu. Nüfus kağıdına kazınmış inanç hanesine körü körüne bağlı olanlar ise kendilerini duaya, ibadete, kefarete vakfedip, cennetin rant bölgesi halindeki yeşil parsellerinden toplama gayretine girişti. Kiliselerdeki günah çıkartma sıralarıyla camiden taşan cemaat birbirine karışıyordu. Bayan laklak işine vardığı sırada dünya sakinlerinin hali buydu.
               Bir kolleksiyoner olan cemiyet dünyasının saçma sapan isimlerinden Nail Bey her zamanki gibi nargilesini içerken, azar kayacağının keyfiyle Bayan Laklak’ın içeri girmesini bekliyordu. Dünyanın bile artık sonuna geldiğimizi, ama Bayan Laklak’ın bir türlü bu işe zamanında gelemediği, bir gün kalbini çok kıracağı ama bunun telafisini olmayacağı ve benzeri içerikli günlük azarını Adanalı, şoven bir domuz olmanın getirdiği rahatlıkla ve Bayan Laklak’ın o ofisi asla bir mobbing davası açarak kapattırmayacağının bilinciyle yaklaşık olarak yarım saat boyunca sürdürdü. Bayan Laklak azar işitmeden masasının başına geçebilseydi beş dakikalık mesai kaybı olacaktı. Ancak duyduğu tüm korkunç şeyler yarım saatlik iş ve bir senelik motivasyon kaybına neden oldu. Nail Bey üst kata, ofisine aptal sekreterini sıkıştırmaya çıktığında ofis insanları dünyadan, zamanlarının ne kadar sınırlı olduğundan ama kesin Nail Bey’in resmi tatil olacak olan bir sonraki haftayı tatil yapmayacağından bahsetmeye başladılar. En sonunda birbirlerini gaza getirdikleri bir süre sonunda her zamanki gibi izin konuşmasını yapmak uzun süredir orada çalışan ve kendi haklarının en farkında olan Tenar’a düştü. İzin sorulmalıydı, zaten burada sömürülüyorlardı. İzin faslı tam bir hezimetle sonuçlandığı sırada Bayan laklak tüm moral bozukluğunun yeni yeni üstesinden geliyordu. Hemen son gelişmeleri almak için ofis içinde kullandıkları konuşma penceresini açtı. Bunu açmakta da geç kaldığını Tenar’dan gelen bir düzine iletiyle fark etti. Önce biraz Bayan Laklak’ın başarılı olduğu tek şeyi yapıp boş boş konuştular sonra Bayan Laklak sabah gelen garip telefonu gülerek anlattı. Tenar dünyanın ölümünü sanki daha önceden bilirmiş gibi sakin karşılıyordu. Oysa normal Tenar stres olur, sinirlenir mutlaka bu durum karşısında bir şeyler yaşardı. Ya her şeyin yolunda gideceğine dair bir inancı var ya da bir planı diye düşündü. Tenar’ın fazla rahat tavırlarını düşünedururken Tenar telefon görüşmesini neden tamamlamadığını sorup duruyordu.
-          Ya gerçekse o telefon? Neden konuşmadın? Neden hemen kapadın? Hayır haberlerde gördün sen de dünya ölecek neden böyle bir şeyin gerçek olabileceğine ihtimal vermedin? Hem Böyle şeyler olabiliyor mesela sana söylemem gereken bir şey var. Henüz kimse bilsin istemiyorum ama sana söylemeden edemem. Bana bir teklif geldi. Marsa gönderilecek kolonide çalışmam için bir teklif bu. İnanabiliyor musun Bayan Laklak ilk defa işler istediğim gibi gidiyor. Bir yer daha açılırsa aklımda senin olduğunu biliyorsun belki birlikte gideriz. Ve yaşarız…
                  Tenar için çok sevindi. Bilgisayarının yanından kafasını uzattığında yüzünün ışıldadığını görebiliyordu. Yine de ona bu dünyanın sonu olayı yakın ya da gerçek gelmiyordu. Sanki insanlar bir şeylerin peşinde fazlaca telaş ediyorlar, radikal kararlar alıp, fazla tutkulu davranıyorlardı. Tıpkı Fransız devriminde olduğu gibi diye düşündü. O kadar kan ve devrim içinde yaşadığımız dünyayı bir arpa boyu ilerletememişken, insanlığın ölen dünyanın içinde devinim ve çabayla debelenmesinin gereksiz olduğunu düşündü.
-Kim bilir, eğer gerçekten senin dediğin gibi bir fırsatsa sabah gelen telefon tekrar ararlar ve bu öğleden sonra sıradan bir şekilde hayatım değişir. Dedi.
               Dünyanın ölümünden ve kimin ne olacağından daha fazla bahsetmeye gerek görmeden her günkü konularına geri döndüler. Öğle saatleri gelip geçti. Telaşlı aileler dışında telefonunu çaldıran olmadı. Mesai saatleri bitip işten çıktıklarında Tenar spora o ise ayaklarını sürüyerek eve gitti. Her zamanki gibi yemeğini hazırlarken Batu onu aradı. Yemek yaptığını duyunca aniden Bayan Laklak’ı görmek istediğinin farkına vardı. Yemekler hazır olduğu sırada kapı çaldı. Batu elinde Aya çıkış formlarıyla kapıda afallamış bir şekilde duruyordu. Bayan Laklak bu aniden çıkan aydaki koloniye katılma fikriyle bir güzel dalga geçerken yemeklerini bitirdiler. Batu eleştirilmeye pek tahammül edemese de pek üstelemedi. Dünya tarihinin en anlamsız filmlerinden birini, Batu gerçek fikirleri söylemeden izlemeye devam ettiler. Bir süre öylece filmi izlediler. Bazı yerlerine gülüp, bazı yerlerinde sıkıldılar. Sonra Bayan Laklak her zamanki gibi fazlaca konuşmaya başladı. Belki o kadar saçmalamıştı ki Batu onu öperek susturması gerektiğini düşündü. Üstelik bu bir ilk de değildi. Ve yemekten yeterince doyamamış gibi öpüşmeye başladılar. Bayan Laklak’a arada öpüşerek noktaladıkları böyle akşamlar normal gelmemekle birlikte pek bir şey hissettirmiyordu. Bu sanki Batu’nun kötü biten büyük ilişkisinin bir tür tedavi kürüydü. Bu durumu pek de kendiyle ilintili bulmuyordu. Sanki öpüşme eylemini gerçekleştiren o değildi de, sadece iki dudak ve bir dile sahip bir bedendi. Dünyanın ölüyor olması böyle sonlanan akşamların sonunda dönüştüğü garip ruh halinde bir değişiklik oluşturmadı. Yine saatler gecenin bir yarısına gelip Batu’nun kendi evine gitme vaktini gösterdiğinde Bayan Laklak uzaylılar kaçırmışta geri bırakmış gibi soğuk ve donuk bir hal aldı. Ayrılırken bunu tekrar yapmamaları gerektiğini söyledi. Arkadaş olarak iyiydiler gerisi kafa karıştırıcıydı. Hem söylentiye göre dünya ölüyor, Batu ise aya taşınıyordu. Bayan Laklak için tüm bunlar saçmaydı. Batu içinse Bayan Laklak saçmaydı. Ölen bir dünyada bir arada belirsiz kalmanın bir anlamı yoktu. Batu, ona her zamanki gibi hak verdi.  Âşık olacağı insan o değildi. Hem zaten psikolojisi bu durumla ilgili doğru hareket edebilecek kadar iyi değildi. Bayan Laklak’ın saçmalıklarıyla kişisel olarak uğraşmak ise çok fazla hayat enerjisi istiyordu. Anlaşarak vedalaştılar. Evde yalnız kaldığında zaman pek hızlı ilerliyor ancak uykusu bir türlü ihtiyaç olamıyordu.  Saatler 3e gelmişti bile. Dünyanın sonu olduğuna 3 telefonda inanmış gibi tekrar çalmaya başladı. Bu saatte telefonlar hiç çalmazdı. Sabah arayan numara sanki aynı şakayı yapmak için arıyordu. Ama belli saatten sonra yinelenen şakalara kimsenin tahammüllü olamazdı. Açmamaya karar verip telefonlardan uzaklaştı. Tam bu aramaların gerginliğinden kurtulmaya başlamıştı ki kapısının önünde bir telaş fark etti. Kapı tüm apartman sakinlerinin duyacağı şekilde gümbürdüyordu. Biraz korku ve heyecan hissediyordu. Gözetleme deliğinden baktığında gelenlerin siyah giysili, siyah karakterli devlet görevlileri olduğunu gördü.

-          Kim o?
-          Bayan Laklak sabah bir telefonla size ulaşmaya çalıştık. Belirttiğimiz saatte sizi adreste bulamadığımızdan programımızın dışına çıkmak zorunda kaldık. Hemen hazırlanırsanız sizi almamız lazım. Koleksiyona yetişebilmeniz için bizimle iş birliği yapmanız lazım. 10 dakika içinde dışarıda olabilirseniz prosedürde bir aksama olmaz. Lütfen acele edin!
-          Ben… Şey… Peki…
Bayan Laklak birini aramak için bundan daha iyi bir zaman olmayacağını düşündü. Kim ona yardım edebilirdi bilmiyordu. Bir avukatı mı aramalıydı? Yoksa polisten mi yardım istemeliydi? İnsanları gecenin bir yarısı uyandırmanın kaba olacağını, polislerinse ona yalnızca daha büyük sorun çıkaracağına karar verdi. Telaşla aklına ilk gelen numarayı çevirdi. Batu telefonu hızlıca açtı.
-          Ne oldu?
-          Birileri geldi. Kapıdalar. Beni bir koleksiyona katmak istiyorlar. Korkuyorum. Kimse uyanık değil sadece aklıma sen geldin. Gelip…
-          Ya Bayan Laklak sen böylesin işte zaten yeterince sorunum yok gibi hala benden nasıl bir şey beklersin. Git bir şans ver belki iyi olur senin için. Hem senin hiçbir zaman kurtarılmaya ihtiyacın olmadı ki hele de benim tarafımdan.
-          Bana fikir vermen için aramadım seni. Sadece bundan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum ve istemiyorum koleksiyona dahil olmak. Korkuyorum anlasana. Arkadaşsak bana yardım edersin. Arkadaşız değil mi?
-          Bu saatte telefonunu açıp tüm bu deli saçmalarını dinlediğime göre elbette arkadaşınım. Ama bunları atlatmanda yanında olamam. Burası özgür bir ülke hem istemediğini söylersin kimse zorla sana bir şey yaptıramaz ya. Hem zaten ben gidiyorum onayım için hiçbir olaya karışmamam gerekli. Sadece kendimi yaşatmaya çalışıyorum şu an bence sen de öyle yap. Bir şey olmayacak göreceksin. Yarın bunu konuşur eğleniriz yemekte. İyi geceler canım.
-          Ama 11 ay boyunca sen ve senin sorunlarınla ilgili çözümler ararken ben saat kaç olursa olsun, nerde olursam olayım yanındaydım. Sen nasıl beni böyle çaresiz bırakabilirsin?
Bayan Laklak Batu’nun telefonu çoktan kapattığını sorusunun sonunda telefonun o sinir bozucu sesini duyduğunda anladı. Durumun korkunçluğunu düşünemeyecek kadar karaydı dünya. O an bir gram insani duygusu kalmadı. Bu ilk hayal kırıklığı değildi. İnsanlar onda sürekli surette hayal kırıklığı yaratıyordu. Ama görünen o ki beklentilerini öldürmeyi bir türlü başaramıyordu. Üzerine mavi elbiselerinden birini geçirdi. Yanına ne olur ne olmaz diş fırçasını gece tellerini ve pijama takımını alarak evden dışarıya çıktı. Araba resmi bir arabaya yakışacak denli siyah ve ağır görünüyordu. Arabanın içinde aceleci ama güler yüzle onu bekleyen insanlara baktı. Belki de her şey güzel olur diye düşündü. Hem koleksiyonda hiç bulunmamıştı daha önce, belki de çok hoşuma gider, hem bilinmeyen bir şey bildiği diğer şeylerden ne kadar kötü olabilirdi ki?
Gardiyanları onun için arabanın kapısını açtılar ve nazikçe onu içeriye itelediler. İçeride beyaz kıyafetleriyle bir doktor oturmaktaydı. Belki de doktor değildi ancak kıyafetleri o kadar beyazdı ki Bayan laklak onun doktor olduğu fikrinden kendini alamıyordu. Doktor kişisel sorulara araba kontağı çevrildiği anda başlamıştı. Hiç cinsel ilişkiye girmiş miydi? Kaç partneri olmuştu? Hangi hastalıkları geçirmişti? Hiç ameliyat geçirmiş ya da kan nakline ihtiyacı olmuş muydu? Kronik hastalıkları var mıydı? Aile tıbbi geçmişini biraz anlatabilir miydi? Bunların neden önemli olduğunu düşünürken bitecek gibi görünmeyen tüm sorulara tek kelimelik yanıtlar veriyordu. Yol sürerken telefonu hiç çalmadı. Sorularla beraber yolun sonuna gelindiğinde, Bayan Laklak artık kaderine razı arabadan indi. Gardiyanlarından genç olanı, Bayan Laklak’ın kayıtsız haline içerlemiş gibiydi.
-          Çok şanslısınız gerçekten. Keşke sizin yerinizde ben olsaydım. Ama ben sanırım bu dünya ile ölen sıradan bir insan olacağım. Herkesin bir kaderi bir yaşam çizgisi vardır bayan laklak ama sizinki dünya eliyle uzatılıyor. Dünya sizin kader çizginizi kendisininkinden bile uzun tutmuş. Sizi almaya gelirken pek heyecanlanmıştım. Özel olduğunuzu bir bakışta anlarım demiştim. Ama fiziksel olarak olabildiğince normalsiniz.
-          Normal mi? Daha 1 saat önce 11 aydır destek olduğumu düşündüğüm biri hayat enerjisini soğuran duygusal bir vampir olduğumu söyledi. Belki de gerçekten hak ediyorumdur koleksiyona girmeyi ve siz normal insanlar ve bu boktan normal dünya da ölmeyi hak ediyordur kim bilir. Herkesin iddia ettiği ölçüde garip bir canlıyım belki de. Asıl işin kötüsü ne biliyor musun… ee senin adın neydi?
-          Gizli bir görevde olduğumdan ref1 deseniz uygun olur sanırım.
-          Çok samimiyetsiz, hem nasıl bir gizli görev anlayışınız varsa tüm apartmanı uyandırdınız… Neyse asıl işin kötüsü ne biliyor musun ref 1 dünya ve üzerinde yaşayan tanıdığım insanlara verdiğim her şeyin sonucunda yalnız bırakıldım ve tüm bunlara karşı hala dünyayı ve tanıyıp sevdiğim insanları seviyorum. Neyse belki koleksiyon koşulsuz sevgi için daha uygun bir habitata sahiptir. Ve hayatım boyunca özlemek kelimesine saplanan her şeyden kurtulurum.
-          Kişisel yaşantınıza ilgili fikir sahibi olmam çok yerinde olmaz Bayan Laklak belki de küçük sohbetimizi kesmemiz daha doğru olur. Böyle buyurun…
               
             Bayan laklak ref 1 ve ref 2 nin eşliğinde büyük bir kapıdan içeri girdi.  Bu bilinmeze uzanan yolun başıydı. Tüm duvarlar beyaz boyalı ve sanattan uzak dümdüz uzanıyordu. Koridorlardan geçtiler. Büyük koridorlar sürekli daha küçükleriyle kesiliyor türlü dönüşler yapıyor bir türlü varamıyorlardı. Derken kapısında kocaman tanı yazan bir odanın önünde durdular.Ref 1 ve ref 2 bundan sonrasında yalnız olacağını belirtip onu kapıdan içeriye yönlendirdiler.
Tanı odası denilen yer belki de dünyanın en plastik yeriydi. Bu plastik oda da değil mikroplar insanın ruhuna yapışan duygular bile barınamazdı. Burası insanoğlunun büyük olasılıkla el değmeden yarattığı en izole yerdi. Nasıl bir sistemin içine girdiğini düşünüp telaştan delirmeden kapı tekrar açıldı. İçeriye cep herkülü olarak adlandırılabilecek bir adam girdi. Yere yakın olmakla beraber yapılı bir adamdı bu. Sanki boyunun kısalığına devamlı surette kızmaktaydı. Sinirli sinirli Bayan Laklak’a doğru ilerlerken o gülmemek için kendini zor tutuyordu.

-Bayan Laklak siz misiniz?
-Evet.
- Anne adı … Baba adı … Doğum tarihi ….. Doğru mu_
-Evet hepsi doğru.
- Evet … Şimdi ben sizin özlük, fizyolojik ve psikolojik bilgilerinizi toplamakla görevli bir devlet memuruyum. Lütfen sorduğum her şeye net ve doğru cevaplar veriniz. Böylece ikimizinde işi en hızlı biçimde bitmiş olur.
- Tabi işinizi kolaylaştırıp bir an önce ben de buradan çıkmak isterim.
- Buradan çıkmak mı? Bayan Laklak katılacağınız koleksiyonla ilgili kimse size bilgi vermedi mi? Öğleden sonra gerçekleşen oryantasyona katılmadınız mı?
- Hayır… Ama burası tanı odası olduğuna göre buradan başka bir yer daha olduğunu düşündüm hem toplanmam ve işlerimi halletmem içinde belli bir zamana ihtiyacım var.
- Bunu öğleden sonraki oryantasyonda uzun uzun anlattılar ancak madem şu anda bütün bunlardan bihaber biçimde karşımdasınız o zaman size hızlıca anlatacağım lütfen beni iyi dinleyin. Kolleksiyon son 50 senedir dünya üzerindeki tüm devletlerin ortaklaşa hazırladığı bir program. Farkında olduğunuz üzere dünya ve üzerindeki her şey ölecek. Tüm uygarlık iyi kötü kurduğumuz her düzen yok olacak. Ancak bu dünyanın ne ilk ne de son ölümü.Yürüttüğümüz tüm araştırmalar belli bir zaman dilimi sonrasında dünyanın yeniden yaşanılır bir yer haline geleceğini gösteriyor.Sizin dahil olduğunuz koleksiyonsa daha rasyonel hale getirirsek bir tür derin dondurucu. Koleksiyona dahil olan insanlar ve hayvanlar dünyayı yeniden inşa etmek üzere seçildi. Yani koleksiyona katıldığınız andan dünyanın hazır olduğu ana kadar siz donmuş bir şekilde muhafaza edileceksiniz.
           Duyduğu şeyler karşısında biraz şaşkındı. Bayan Laklak kendisini annesinin giderken acıktığında kolay hazırlasın diye dondurucuya koyduğu köfteler gibi hissetti.

-          Ne yani bir nevi ilk insan mı olacağım? Peki elektrik veya deterjan olacak mı ben çözüldüğümde?
Sinirli cep herkülü her soruda daha da sinirleniyordu sanki.
-          Bunun nasıl bir şey olduğunu anlayabildiğinizi sanmıyorum. Dünyanın öldükten ne kadar süre sonra yaşanılır hale geleceği tam kestirilemiyor. Bu büyük olasılıkla birkaç milyon yıl sürecek. Biz ise koleksiyona sadece 5 milyon yıllık bir ömür biçebiliyoruz. Ne yazık ki şu anki teknoloji sadece bu kadar elveriyor. Özetle dünyada tekrar insan medeniyetini oluşturabilmeniz dünyanın zamanlamasına bağlı.
-          İnsan medeniyetini oluşturabilmek mi?
-          Tahmin edersiniz ki o kadar süre geçtikten sonra siz eğer çözülürseniz karşınızdaki dünya bildiğiniz bir yer olmayacak. Tabi çözülürseniz sizde nasıl deformasyonlar olacağını da net bir şekilde söyleyemiyoruz ve ne yazık ki bir b planı yok. Şimdi biraz anladınızsa sorularımıza devam edelim.
Bayan Laklakın kafasında binlerce soru dönüp duruyordu. Koleksiyon hiç de eğlenceli değildi. Değere binmesi beklenen hisse senetleriydi koleksiyondakiler.
-          Çok saçma, dedi.
Cep herkülü aldırmaksızın elindeki kâğıtları kontrol etmekteydi. Bu sefer daha yüksek sesle;
-ÇOK SAÇMA, diye bağırdı. Telaşla arkasına dönüp kapıyı açmaya çalıştıysa da kapı açılmadı. Avazı  çıktığınca bağırsa bile bu odadan sesini duyurabileceğini sanmıyordu. Hem duyan olsa da kim ona yardım ederdi ki. Tüm çabasını sakince izleyen cep herkülü;
- Zorunda olmadığınızın fakındasınız değil mi? Böyle bir tiyatroyla vakit kaybetmemize hiç gerek yok. Haklarınızdan vazgeçtiğinize dair belgeyi imzalarsanız siz ve seçili eşiniz dünyayla beraber ölebilirsiniz.
-Ben ve seçili eşim mi?
-Bu koleksiyon çift sayılar üzerine kurulu, Nuh’un gemisi gibi düşünün.
Bayan Laklak bir an tereddütte kaldı. Bu resmen haksızlıktı. Birinin niyetlendiği saçma sapan bir projeden onun yüzünden atılması saçmalıktı. Kaç çift olacağı pek önemli değildi ama dünya nasıl olsa kurulurdu. Hem kimsenin saçma seçimlerinin bedelini onun ödemesi gerekmezdi. Ayrıca hangi devirde yaşıyorlardı bu nasıl kozmik bir görücü usülü eşleşmeydi? Her şeyin sonunda dünyaya geri döndüklerinde ya seçili adamı öldürmek isteseydi o zaman ne olacaktı? Elinde tek bir seçeneğinin olması, hiç seçeneğinin olmamasıyla aynı anlama gelmiyor muydu? Neo-havvaların  işi çok zordu cehennemin tüm nimetlerine elveda demek yürek isterdi. Ama yine de bir başkasının hayat kararını nasıl şımarıkça değiştirirdi. Ne büyük bir bencillikti. Cep herkülü konuşmaya ve anlatmaya devam ediyordu. Ama onun kafasında bunca zamanın senciliğiyle, yıllardır ötelediği bencilliği savaşıyor bu nedenle anlatılan tek bir kelimeyi bile duymuyordu. İçindeki seslerin çoğu bencil ol, bir başkası için , hem de tanımadığın bir hayal kırıklığı için kalan hayatını atma, dünyada ve dünyayla ne yaşayacaksan yaşa diyordu. Sencil olman işe yarasaydı bu zamana kadar yarardı diyordu. Daha neler neler ağza alınmayacak ne tezahüratlar yapıyorlardı Bencil’e. Ama uzun zamandır kulak verdiği azı zaten her halükarda kaybedeceksin, koleksiyona girmeye karar versen de , dünyayla ölsen de… Oysa başka birini mutlu edebilmek için bu son şansın olabilir. Sencil olmak, bencil olmaktan daha kolaydı hem.Bazı davranış alışkanlıklarından kurtulmak imkansızdı. Son kez de olsa senciledi Bayan laklak.
-          Tamam, tamam daha fazla anlatmayın. Gerek yok. Ben kararımı verdim. Koleksiyona katılacağım.Şimdi ne yapılması gerekiyorsa hızlıca yapalım sizin vaktinizi daha fazla almayalım.
-          Bu kadar hızlı ikna olacağınıza ihtimal vermiyordum ne yalan söyleyeyim. İlk tepkiniz fazla dramatikti. Kararınızı ne değiştirdi?
-          Sizin mesainizi daha fazla uzatmayalım beni ikna edecek şeyler söylediniz diyerek prosedüre dönelim isterseniz.
-          Peki öyle yapalım.
Uzun bir süre çeşitli testler ve sorularla boğuşan bayan laklak en son bir dizi kağıda bir dizi paraf attıktan sonra Cep herkülü elindeki kumandanın bir tuşuyla izole odanın kapısını ardına kadar açtı.Ref 1 ve ref 2 biraz sıkılmış görünüyorlardı. Bayan laklak dışarı çıktığında yokluğunda kaybettikleri ciddiyeti tekrardan takındılar. Onu aralarına alacak şekilde hizalanıp binanın dışına oradan da arabaya doğru ilerlediler. İçeri girdiğinde artık yalnızdı.Sanki verdiği kararın pişmanlığını dilediğince yaşayabilmesi için doktor olduğunu düşündüğü beyaz kıyafetli adam olanca nezaketiyle yolculuğun bu kısmına dahil olmamıştı. Yine kendini uzun süredir etkisinde olduğu başarısızlık denizinde buldu. Tam o sırada Ref 1 in telefonu yöresel yöresel çalmaya başladı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder