-1-
Gün batımından geceye, elinin uzandığınca ırağa, saklı bir kentin kutsal tapınağına yolcuydu.Elleri mürekkep lekesi ve yavaştı.Suratında bozulması zor, hafif çarpık gülümseyişiyle altında hareket etmekte olan kül rengi ata abandı.Hayvanın, yükselip alçalan sert sırtına yasladığı göğsü, hızın ve rüzgarın verdiği heycanla hızlı hızlı inip kalkmaktaydı.Saçlarını, zamane tozlarının girişini engelleyecek şekilde ince bir kumaşla saran yeni çağ seyyahı, atı sıkıca tekmeledi.Yıllardır, yaptığı her gezide onunla olan bu hayvan, ikinci tekmeye kadar çember çizecek şekilde koşturdu. İkinci tekme esnasında ne yöne yüzü dönükse, o tarafa yol alırdı.Böğrüne sokulmuş eski usül bir ince defter onun seyehatnamesiydi.
Asfalt yollardan kaçmaya çalışarak çok vakit kaybetmiş, ancak 22 sene sonunda kendine kaçak bir arkadaş bulmuştu.Kül rengi bir at olan bu arkadaşın bir ismi yoktu. Sahiplenilmekten korkan bu at, bir isim almayı reddedip, isim vermeye çalışan tüm haralardan,insanlardan ve atlardan kaçardı.Derken bir gün karşılaştılar.
Bir at ve insan arasındaki ilk görüşte aşktı bu, aksi söylenemezdi.Her gece o muhteşem seyehaynamesini anlatan yeni çağ seyyahını dinleyerek uyurdu at. Dört yıl sonunda bir gün ilk çemberlerini çizip, asfalt yollardan ve elektrik tellerinden, girilebilen, bilinen arazilerden kaçarak başladılar seyehatlerine. At sevgili arkadaşına tüm telif haklarını vermişti adına karşılık.Sessiz anlaşmanın tek kötü yanı tek tük yollarına çıkan cismani varlıklara atı tanıtmaktı.Bu sorunu da tür özelliklerinden dem vurarak atlatmanın bir yolunu buldular.
Yeni bir kararın ardından, taşlı topraklı,dereli çamurlu yol olmayan bir yolda ilerlemekte olan binek hayvanı-at özelliği- ve yeni çağ seyyahı en son geçtikleri, es isimli kasabanın isimsiz meydanında başlarından geçen olayı tartmaktaydı. Es isimli kasabanın es isimli sakinleri onları uyarmıştı ve bu uyarı şu an sessiz dostluklarını sorgulatıyordu. Gelecek olan tehlike ne kadar uzaklarındaydı acaba?
-2-
Gece yapay ışıklarla boyanırken; sarıya, kırmızıya, beyaza, elinde yakut bir bardak tutmaktaydı yeni çağ seyyahı.Umutsuzca elindeki bardağı salladı.Derin derin iç geçirdi.Bu atla ayrılığının ardından geçen onuncu yapay geceli gündü.Keyifsizce bardağı kafasına dikerken etrafındaki sesleri bastırdı.Bilinçli sağırlığı, teslim olduğu bu sessizlik hali onu dış dünyaya silahsız kılmış tutuk bırakmıştı.Gelen yumruğu görmesine rağmen, duyamadığı sesi gözlerine perde indirmişti.Sağ aparkat olarak adlandırılacak yumruk dağıtırken o pür maske kesilmiş yüzünü,at dört nala yol almaktaydı.
Önündeki taşlı topraklı, karmaşık yol takılırken yorgun bacaklarına, kendini bırakmamaya çalışıyordu.Es isimli kasabanın, es isimli sakinleri haklı çıkmıştı işte ayrılmışlardı yeni çağ seyyahıyla.O kendini özgür hissetmeksizin, yalnız bulduğu bu yerde koşmaktaydı, çünkü karanlıktan korkuyordu.İki ucu kapalı bir tüneldi sanki, durdu.Dört notluk,beş vuruşluk bekledi.Öylece kalakalmıştı.Cır cır böcekleri, ağız ya da onların durumunda kanat birliği etmişcesine susmuşlardı.Gece, pür siyaha boyalı güzel çehresiyle ona bakmaktaydı şimdi.Alnının ortasında annesinden yadigar beyaz tüyler ürperdi bir an.Ta yüreğinin derinlerinde bir yerde korkunç bir acı hissetti.Yeni çağ seyyahının başına bir şey gelmişti. Bu acının başka bir anlamı olamazdı.Belki de es isimli kasabanın, es isimli sakinlerinin ön görüsü artık tamamına ermiş, yeni çağ seyyahı kendini öylece ölümün kucağına bırakmış, sanal teller ve yapay teller, dünyayı artık tamamen sarmıştı.At şüpheyle havayı derin derin kokladı.Hava her zamanki gibiydi, cır cır böcekleri başlamıştı bile senfoniye.Sıkıcı, bunaltıcı bir yaz havası.Nasıl bir emare araması gerektiğini bilemedi.Es isimli kasabanın, es isimli sakinleri ne durdurmanın bir yolu, yöntemini söylemişlerdi ne de sonun başlangıcını, nasıl olacağını anlayabileceklerinden bahsetmişlerdi.
Acıklı haline ağlardı insan olsaydı şükür ki attı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder