Şehir gözlerinin önünde aydınlandı. Gökyüzü buruşuk bir çarşaf gibiydi. Güneş, yerini almak için gezinirken üzerinde, temmuz sıcağıyla ütüledi onu. Dört sene önce de bir temmuz günü güneş, tek tek tüm kırışıklıklarını açmıştı gökyüzünün, dört sene önce de sıcaktı bugünkü gibi hava, dört sene önce de bugünün aynıydı her şey; tek bir insan bile ölmemişti şehirde. Dört senedir zaman belki de durmuştu şehirde. Her şey olduğu gibi kalmıştı. Ben hiç yaşlanmamıştım, bir gün bile. Dört senede bir gün bile yaşlanmamıştım. Denizin ilham verdiği bal gibi yalandı. Kandırmışlardı beni... ilham almak için denize gittim, bir avuç suydu alıp alabileceğim. Hiç yaşlanmamıştım dört senedir. Kimse ölmemişti. Dört senedir tanrı kimseyi yaratmamıştı. Şehir yeniliğe ölesiye açtı. Tüketmek için damarlarındaki kan köpürüyordu. Tüketmesi lazımdı.
O kadar çok istiyordum ki ben seni. Seni isterken kendimi öylesine aşşağılıyordum ki... Dört sene kimse ölmedi, kimse doğmadı bu şehirde. Belki destansıydım ben bu şehirde; dört sene kimse doğmadı, ölmedi...
Güneşin her ütüleyişinde gökyüzünü ben, resimler...İçinde benim olmayan...Belki bu yüzden sevmedim hiç... Şehir gözlerimin önünde aydınlandı.Şehir aydınlandı, ben gözlerimi açtım, sen gözlerini kapadın. Dört senelik bir zamanlama hatasıydı bal gibi...Aydınlıkta dört sene evvel ne gördüysem yine onu gördüm ben senin yerine.Basitlik ve pislik kusulmuştu tüm sokaklarına şehrin.Bulaşmamaya imtina ederken hep yanlış taşlara basıyordum. Mış gibi yaptım. Tül eteğim temizmiş gibi, bu şehirde kayıp bir prensesmiş gibi. Hem Cindrella, hem Rapunzel, hem de pamuk prensesmiş gibi. Sadece dört senedir bu şehirde ölmeyen, doğmayan insandım ben oysa ki. Tül eteklere gerek yoktu, camdan ayakkabılara da, güneş gene doğardı, yarın olurdu. Dört sene sonrasında elinde kocaman bıçağıyla, etekleri kirli, saçları dağınık, ayakkabıları kayıp ben, güneş ütüyü tam bitirmeden kalbine bıçağı saplardım. Dört senedir ilk ölen sen olurdun.İlk cinayetim güneşin gözünün önünde masmavi bir gökyüzünde olurdu. Seni 1000 parçaya böler her bir parçanı göğün gecesine takardım. Kim bilebilirdi o an, bir temmuz günü, biri doğardı. İşte birden gözlerimin etrafında milyonlarca kırışıklık belirirdi. Güldüğüm her sefer için bir kırışık...
Dört senedir kimse ölmemiş, kimse doğmamıştı ancak bu şehirde. Bu kendini tüketici, tüketmesi gerekli şehirde, ben hiç cinayet işlemedimdi. Hiç öldürmedim seni, hiç kırışmadı gözlerimin etrafı...
Bal gibi sarhoşum, denizin ilham verdiği düpedüz yalan...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder