29 Kasım 2012 Perşembe

PARADOKS


        Hava incelmişti. Ellerini dirseklerine kadar yanaklarına dayayan baş kahramanımız Zeynep günlük meşgaleler ve engebeler kulvarının yarım engelli koşusundan bunalmış her zaman yaptığı gibi yanak bataklığına sarkıtıvermişti ellerini. Saat üçü vurmamıştı henüz ama sanki çağırılmış gibi yerlerinden zıplayıp kapısına dayanmıştı tüm gece şeytanları. Bataklıktan kurtardığı bir elini bu sefer daha üstteki yoğun sazlığa daldırdı. David bowie ne demişti hani? Kaşlarını kazıtıp saçlarını o garip kırmızıya boyatmıştı ama ne demişti?Düşündü Zeynep ama bulamadı bir el batakta bir el sazdaydı, 'bu ne keyifti canım' dedi gözleri.Nedense ağzına yerleşen o iyi kalpli örümceğin ağını bozmaya korkar bir hali vardı. Ayağını her zaman yaptığı gibi kafasına kadar kaldırıp boynuna dayadı ve her zamanki gibi bunu bu kadar kolay yapabildiğine hayretetti burnuyla. Kocaman şaşıran burun deliklerine bir şok daha yaşatıp diğer ayağıyna bir tur attırdı vucudu etrafında. Saat üçe gelmemişti ama kapı zorlanmaya başlamıştı. Kulaklarından çıkan düşünce baloncukları durumun vahameti hakkında yorum yapmaktan çok uzak olmakla beraber kalitesiz dedikodu içeriğiyle eğlendirici göz kırpışlarına neden oldu. Anahtar deliğinden elleri ve kollarıyla hatta kıllarıyla zorlayan grup heyecanla üç geri sayımına başladı. artık ağzını kullanamadığı için damardan aldığı diet cola kutuları fikir baloncuklarının ani sevinçten ambale geçirip patlamasına neden oldu. Havada gereksizce salınıp duran baloncukları kulaklarına tıkıştırırken tek bacağı üzerinde zıplayarak teneke yığınının yanına ulaştı. Dertop olup ellerini bataktan ve sazlıktan kurtardı. İşe yarar bir teneke bulmak zordu bu yığında; topuk yapılmış olan nedensiz buruşturulmuş, rengi sararmış paslı olanları eledi bir kalemde. Geriye kalan üç hırslı kutudan birini seçmek için bir yarışma düzenlemek mantıklıydı ama jüri üyesi olmak sorumluluk gerektirirdi. Oysa kendi keşfinde böyle bir ada, kıta bulamamıştı. O yüzden hemen yıllar yılı yanından hiç ayrılmayan Ahmet'e döndü.Ahmet unutulmuş bir sevgiliydi; birileri onu unutmuş o da unutulduğu ölçüde renksizleşmişti. Yüzyıllar boyu öyle renksizleşmişti ki artık varlığından emin olan bir Zeynep kalmıştı.
Ahmet tenekelerin ya karşısındaydı ya içinde ya yanındaydı ya da hepi. Hemen ve derhal yaptı seçimini eğer uzatırsa Zeynep'in çözümünün güme gideceğini ve onu unutmayan ama sıklıkla hiçe sayıp aldatan Zeynep'i kaybedebilirdi. Sağdan dördüncü soldan üç buçuğuncu kutuyu seçti. Zeynep bir öpücük baloncuğu fırlattı ama baloncuk boş odada arandı durdu. Üçe çok az kalmıştı. Hızlı davranmanın tam sırasıydı. Klick Klock ve bam bum etti bir an seçilmiş kutu.Zeynep bir hamur misali tüm boşluklarına yayılmıştı bu deli kutunun. Ahmet'e bir görüşmek üzere baloncuğu fırlatırken kulaklarından, gözlerini olacaklara olanca gücüyle açtı. Kapı aralanmıştı üç iki bir'di. İçeri dalan tüm cehennem güruhu, tüm kıç suratlı iblisler şaşkınlıkla birbirlerine saldırıp küfrettiler. bir cam kırığına bakmaktaydılar boş odada. Ahmet'in varlığını unutmuşlardı.O'da ilk kez biraz daha renksizleştiğine üzülmedi.Ama teneke kutu henüz gözden kaybolmamıştı. Çıkardığı kalorisiz - -1 kaloriden daha az- kanatlarıyla süzüldüğü karanlık 1,2,3 yıldızlı, bol bulutlu gökyüzünde pembe dumanlar püskürterek ilerlemekteydi. Kaptan dedi kafasının içinde devamlı surette koşuşturan üç kişi  kaptan bizi artık eve götür. 1,2,3. yıldızdan bir yol tarifi al kapımdan içeri girene kadar bekle dedi pas tutmuş eklemlerini açmaya çalışan bir diğeri.ben apartmanda oturuyorum semtlerimiz çok ayrı derken bebek sahilinde gezmekte olan köpekli sakini, beynin dilsiz berduşu şükranlarını sundu gönderilmiş çöp sobasına. Zeynep susun dedi. Son zamanlarda sıklıkla diktatörce susturmuş dillerini boğazlarına kadar bastırmıştı ama artık kaçışın verdiği adrenalinle canlarına susamışça kusmaktaydılar gitme isteklerini- en azından başa bela olan ikisi-. Hem manen hem madden sıkışık olan durumu irdelerken kendi sandığı kişi atmosferi aşıp 1,2,3. yıldıza çoktan ulaşmışlardı bile. yıldız pek konuşkan olmamakla birlikte bir ikisinin istediği bilgiyi mırın ve kırın etmişti. Önce bir çarpık eve vardılar. Her yanı çarpıktı bu evin. Ancak hepsi birbirine göre çarpıldığından düzelmesine imkan yoktu. Zeynep bir an duygulandı. Çarpık evin sahibi çarpık olan her yerini farklı çarpıklığıyla toplayıp çarpıtarak sırtına yükledi.Eyvallah deyip çarpık bir gülümsemeyle sağa sola çarparak sağ gözün göz yaşı kanalından çıkıverdi. Kendi beni uzun yıllardır kulak verdiği bu yaratığı ilk kez cismani olarak görse de hiç şaşırmadı. Evinin bahçesinde durup el sallamaya çalışırken çarpık evi daha da çarpıldı sanki. Zeynep'in artık teneke kutunun içinde bir yerlerinde garip bir yumru oluştu. köpekli bebek sakininin sesi hiç bu kadar itici gelmemişti. Bitse de gitsek baloncuğu uçarak uzayda dağılan pembe toza karıştı. Neyse ki 1,2,3. yıldız galaksi rehberi sayılırdı da apartman hemen bulundu. Bahçesinde bir o kadar köpekli bebek sakini köpeklerini işetmekte idi o sırada. Biraz hain ve aceleci olan köpekli bebek sakini en yakın kapı olan kullanım dışı ağzı zorladı ve zavallı çalışkan örümceği ve ağını da dışarıya savurdu. Boşlukta toz gibi salınan örümceğin son umutla attığı ağlardan biri Allah'tan güneşin çarklarına yapıştı da Zeynep uzun zamandır açmadığı ağzını koca seslerle açmadı. köpekli bebek sakini olmuş, olan ve olacak olan hiç bir şeye aldırmaksızın bahçedeki bu boşaltım grubunda çoktan yerini almıştı. 
O yumruya bir kardeş daha gelmişti şimdi.Dilsiz berduşa hemen şirketten bir kese kağıdı şarabı gönderdi Zeynep. Kanat açmış süzülürken demlenmeye başladılar beraberce.1008 gün yaptığı galaksi gezisinde yumru atımı yapamadı içti. Özledi içti. Derken ağız dile geldi. Dil döndü, sarhoştu, hatırlamıyordu. Ama yankı mağaradan koşmuş gelmiş ayık kulaklara marifetini yetiştirmişti. Geri istiyordu. Hem dilsiz berduş dilsizdi. Teneke kutu simsiyah uzayda kanunsuz bir dönüş yaptı. Köpekli bebek sakininin apartman bahçesi her zamanki gibi doluydu ama köpekli bebek sakini kapıda otostop çekmekteydi. Şaşıran Zeynep neden diye çığlık attı. Köpekli bebek sakini çığlığın geldiği yöne sevinçle dönüp koşmaya başladı. sol gözüne sarılıp öpücüklere boğdu Zeynep'i. Konuşmanın lüzumu yoktu. Beraberce çarpığa doğru yol aldılar. Hep anlattı bu arada köpekli bebek sakini. Apartmanla araları açıldıkça bulunduğu yerle ilgili memnuniyeti azaldı. Dırdıra başlamasına ramak kalmıştı ki çarpık eve vardılar. Daha da çarpılmıştı sanki ancak verandada yere yapışmış uğraşan çarpıkta bir düzenlilik zuhur etmişti. Ya da bu bir hayır iki göz yanılsamasıydı. Zeynep seslendi çarpığa çarpık saçlarını düzeltmeye çalışarak kalktı.Bahçenin çarpık kapısından çarpılarak çıktı her şeyi öylece çarpık bırakmıştı. Kafatasında yıllarını verdiği düzenli çarpık odasına girdi. Çarpık yerlerini öptü tek tek. Artık takım tamam mıydı? Ağzından çıkan seslere bir türlü alışamamıştı, bir ağız örümceği dedi. Derken tam o anda dişinin dolgusunda bırakılan yumurta çatladı ve milyonlarca ağız örümceği hep beraber ağ örmeye başladı. İşte herşey tamamdı şimdi. Pili bitmek üzere olan kanatlı kutuyla, yakaladıkları ilk saat altı ışığına tutunarak, pencerenin kırık kenarından içeriye süzüldüler. Ortalıkta Ahmet'ten başka kimse yoktu. Derken Klick Klock ve bam bum ve dan dun etti  bir an seçilmiş kutu ve Zeynep eski ama yeni olarak atladı karmaşık yatağına. 
          Derken saat gongu 00.00'ı vurdu. Hava incelmişti. Ellerini dirseklerine kadar yanaklarına dayayan baş kahramanımız Zeynep günlük meşgaleler ve engebeler kulvarının yarım engelli koşusundan bunalmış her zaman yaptığı gibi yanak bataklığına sarkıtıvermişti ellerini...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder